Eskişehir’de boşanmalar artıyor. Ama hâlâ bazıları meseleyi “aile yapısı bozuluyor” kolaycılığıyla geçiştiriyor. Oysa artık şu gerçeği yüksek sesle söylemenin zamanı geldi: Bu şehirde boşanan aileler değil, yönetilemeyen hayatlar. TÜİK’in verileri ortada. Geçtiğimiz yıl Eskişehir’de 5 bin 700 evlilik, 2 bin 672 boşanma gerçekleşti. Yani neredeyse her iki evlilikten biri mahkeme koridorlarında sona eriyor. Bu tablo tesadüf değil. Bu tablo kader hiç değil. Bu tablo doğrudan olmasa bile dolaylı olarak ekonomi politikalarının sonucudur. Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın kendisine konuyla ilgili yöneltilen sorular ile ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuş. Günaydın açıkça söylüyor: “Sorun aile değil, ekonomi.” Bu cümle, yalnızca bir tespit değil; aynı zamanda bir iddianamedir.
Çünkü yıllardır aynı senaryo tekrarlanıyor. Ekonomi bozuluyor, hayat pahalanıyor, insanlar geçinemiyor… Ama sorunu çözmesi gerekenler çıkıp hâlâ “aile kutsaldır” nutukları atıyor. Peki, soralım: Kirasını ödeyemeyen aile mi kutsal? Çocuğunun beslenmesini kısmak zorunda kalan anne mi? Borç batağında ezilen baba mı? Aileyi kutsal ilan edip, onu yoksulluğun ortasında savunmasız bırakmak; samimiyet değil, ikiyüzlülüktür. Ekonomik kriz sadece cüzdanları değil, evlerin içini de yakıyor. İşsizlik, güvencesizlik, düşük ücret; aile içi huzuru kemiriyor. Ardından ne geliyor? Gerilim, şiddet ve aile içi çatışmalar. Ve sonra dönüp yine suçlu arıyoruz. Bu durum aslında aynı zamanda kısır bir döngüye de işaret ediyor.
Bu ülkede ve bu şehirde aileler bozulmuyor; bozulan sistem aileyi parçalıyor. Barınma krizi büyürken, kiralar uçmuşken, hayat pahalılığı şehirde nefes aldırmazken; Sadece sosyal destek politikaları ile sorunu sadece öteleyebiliyoruz, sosyal politikalar çözüme yönelik değil günü kurtarmaya yönelik olunca kriz daha da derinleşiyor. Ve bir noktanın da altını çizmeliyim, “Balık ikram ederek” sorunları çözemeyiz. Eskiler derler ki, “Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz!” Maalesef uygulanan sosyal destek politikaları hem yetersiz hem de gerçek ve köklü bir çözüme hizmet etmiyor. Sonuçta bu ağır faturanın yine de vatandaşa kesildiğini görmek insanı derinden yaralıyor.
Sadece evlenip boşanan çiftler değil o ailelerin çocuklarının da bu derin kaotik ortamdan çok travmatik bir şekilde etkilendiklerini hepimiz çok iyi biliyoruz. Parçalanmış aile çocuklarının yaşam mücadelesinde yalnızlaşmalarının ilerleyen zaman içerisinde suça ve şiddete meyilli bir ortama itildiklerini görememek izah edilebilecek bir şey değildir. Bu şartlar altında boşanma istatistiklerini yalnızca rakam olarak görmek, topluma karşı körleşmektir. Bu veriler birer sayı değil; dağılan sofraların, tükenen sabrın ve yitirilen umutların belgesidir. Aileyi gerçekten korumak istiyorsak, önce gerçeği kabul etmeliyiz: Sorun aile değil.
Sorun; aileyi ayakta tutacak ekonomik ve sosyal zeminin hızla aşınmasıdır. Bugün aile mahkemelerinde dağılan sadece evlilikler değildir. Yanlış ekonomi politikalarının, görmezden gelinen sosyal sorunların ve ertelenen adımların faturasıdır bu. Ve bu fatura, her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Aileyi korumak istiyorsak önce şunları yapmalıyız: İnsanca yaşamaya yetecek gelir sağlayacaksınız, barınmayı lütuf olmaktan çıkaracaksınız. Şiddetle lafla değil, etkin politikalarla mücadele edeceksiniz. Bunları yapmadan atılan her “aile” nutku, boşanma dosyalarına eklenen bir gerekçeden başka bir şey değildir. Bugün Eskişehir’de aile mahkemelerinde dağılan sadece evlilikler değil, yanlış politikaların ve görmezden gelinen sosyal çöküşün belgesidir bu dosyalar. Ve bu belgeler, her geçen gün kabarıyor.