İnsanoğlunun merakları ve ihtiyaçları doğrultusunda tarımın ortaya çıkması Neolitik Çağ dönemine dayanmaktadır. Tarımın ortaya çıkışı yerleşik hayatı beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte tarım, yerleşik hayata geçişin en kalıcı delili olarak anılmıştır.
Çoğu akademisyene göre tarımla birlikte yerleşik hayata geçilmesi insan zekâsıyla gerçekleşen en önemli tarihsel olaydır. Nitekim bu süreçte yabani otların keşfi, toprağın verimliliğini fark etmeleri ciddi önem taşımıştır. Aslında insanlık tarım devrimini gerçekleştirip yerleşik hayata geçtiklerinde yaşam kalitelerini arttırmalarının yanında yiyecek üretim miktarını da arttırarak normalde sürdükleri yaşamdan çok daha zahmetli bir yaşam kültürüne geçmek durumda kalmışlardır.
Bu zamana kadar anlatılanın aksine, tarım devrimi bilinçli olarak değil, bilinçsiz olarak gerçekleştirilerek günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinin kilit noktasına yerleşmiştir. Öyle ki tarım sektörü, gerek sanayi sektörünün hammadde ihtiyacının karşılanması gerek ülke nüfusunun beslenmesi gerekse de milli gelir ve istihdama desteğin artışı konusunda hem Türkiye hem de diğer dünya ülkeleri için oldukça önem taşımaktadır.
Tarım sektörü günümüze kadar ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişimlerine oldukça etkili olmuş. Ancak Türkiye için tarım sektörü dağılımına baktığımızda yıllar geçtikçe azaldığını görürüz. Bunun sebeplerine köyden kente kontrolsüz göç, tarım sektörüne gereken desteğin verilmemesini ve tarım politikalarının yanlış uygulanmasını verebiliriz.
Tarım sektöründe en büyük düşüşü yaşadığımız yıl kuraklığında yaşandığı 2014 yılıdır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tahminlerine göre, 2013’e göre buğday üretimi yaklaşık yüzde 14, arpa üretiminde yüzde 20,3 oranında azaldı. Tarımsal üretimin azalmasıyla birlikte büyüme verilerimiz olumsuz anlamda etkilenerek enflasyon oranını arttırdı. Pahalılıktan yakınmamızın en büyük sebebi tarımsal üretimden uzaklaşmamızdır.
Ülke tarımını olumsuz etkileyen nedenlerin başında yüksek girdi maliyetleri geliyor. Mazottan gübreye, zirai ilaçtan tohuma ve hayvancılıkta en önemli maliyet kalemini oluşturan yeme kadar tarımsal girdilerde Türkiye büyük oranda dışa bağımlı. Uygulanan tarım politikaları bu bağımlılığı azaltmanın aksine her geçen yıl daha da arttırıyor.
Türkiye gibi tarımsal potansiyeli çok yüksek bir ülkede, 4,1 milyon hektar tarım arazisi boş dururken çeşitli ürünlerin ithal edilmesi, yanlış politikaların sonucudur. Tarım, geçmişten beri hükümetler tarafından yeterince önemsenmemekle birlikte desteklenmeyerek ekonomiye katkısını artıracak politikalar da maalesef üretilemiyor. Bunun aksine ithalata dayalı tarım politikaları benimsenerek fiyatlarda artışa sebep olunuyor.
Hollanda'dan kilo hatta gram ile domates tohumu alan Türkiye, büyük emek ve maliyetlerle ürettiği domatesi tırlarla ihraç ediyor. Oysa domates tohumunu üreten Hollanda bizden çok daha fazla para kazanıyor. Bundan da anlıyoruz ki Türkiye’nin emeği Avrupa’nın sakız parası olmuş durumda. Acilen tarıma yönelik politikalar güçlendirilmeli ve uygulanmalı böylesi verimli topraklarımız çoraklaşmaya mahkûm edilmemeli.