Seçimlerin hemen ardından muhalefet cephesinin “amiral gemisi” CHP’de başlayan tartışmalar farklı bir boyuta evirilmeye başlandı. Daha önce bu tür tartışmaların CHP’de “olağan işlerden” sayıldığını ifade etmeye çalıştım. Çünkü CHP özellikle seçmenin zihninde “hesaplaşmalar partisi” olarak yer etmişti. Belki de son 50 yılda ilk kez farklı bir merkeze oturtulmak üzere yola çıkmıştı ki, sonuç alınamadı. Böyle olunca her defasında olduğu yine, yeniden “iç hesaplaşmalar” başladı. Ya da başlatıldı.

CHP’de birileri “değişim” istiyor. Yapılacak “değişim” ile başarı elde edilebileceğini anlatmaya çalışıyorlar. Bu “değişim” talebi emin olun CHP’nin sadık seçmenini bile inandırmak veya ikna etmekten uzak bir yaklaşım. “Değişim” isteyenler CHP’ nin fazlasıyla merkeze hatta merkezin sağına açılmasından kaynaklandığını düşündükleri politikalardan sonuç alamadıklarını anlatmaya çalışıyorlar. Somut örnek olarak da “Abdüllatif Şener”in açıklamalarını gösteriyorlar. Hazır Şener’in açıklamaları “değişim” rüzgarı estirmeye çalışanların elindeki en büyük koza dönüşüyor. Diyorlar ki; “Bak gördünüz mü, CHP içerisinde siz bu isimlere yer verseniz dahi bunlar aslına(!) döner!”

Bu bakış açısının “değişim” rüzgarına ne kadar katkısı olur bunu zaman gösterecek. Ancak görüyor ve anlıyoruz ki CHP liderine en büyük darbeyi daha dün “evladım” diye tanımladığı İBB Başkanı olması için elinden tutup kucakladığı Ekrem İmamoğlu’nun çıkışı vuruyor.

Peki, CHP’de liderlik değişimi veya yönetim kadrolarının külliyen yenilenmesi CHP’yi iktidara taşır mı? Ya da CHP’de “değişim” isteyenler neyi değiştirecekler? AK Parti’de sık sık dile getirilen “fabrika ayarları” cümlesi CHP için de geçerli olacak mı? CHP’de değişim isteyenlerin söylemleri “fabrika ayarlarına” dönüş sinyali olarak mı algılanmalıdır. Eylemleri ve söylemleri değişince vatandaşı ikna edebilecekler mi? Eylemleri ve söylemleri yeniden “kurucu değerler” dedikleri başa döndürmek olarak mı algılamalıyız? CHP’deki en önemli eksiklik Kılıçdaroğlu liderliğindeki üretilen politikalara sadık seçmen ve teşkilatlarının hiçbir katkı yapmamasıdır. Yani yukarılarda üretilen “helalleşme, kucaklaşma, barışma” çağrıları öncelikle CHP’nin teşkilatlarında yeterince karşılık bulmadı. Aristokrat bakış açısı değişmedi. Böyle olunca seçmenin güvenini kazanmakta mümkün olmadı. Daha açık bir ifade ile CHP teşkilatları samimiyet testini kaybettiler. Liderlerinin çatıda sağladığı buluşmayı ne yazık ki CHP teşkilatları sahada sağlayamadılar.

CHP çok defa yazdığım gibi benim uzmanlık alanım değil. Ben gördüklerimi yazmaya çalışıyorum. Bir CHP milletvekili, “biz üzerimize atılı eleştirileri ciddiye almamışız!” diyor. Bu olayı şöyle mi anlamalıyız? Örneğin CHP milletvekili adaylarını veya teşkilatlarını Şehit Aileleri Derneği’nde gördünüz mü? Örneğin kaç CHP teşkilat üyesi ya da milletvekili adayı köylü Mehmet ağanın sofrasına oturmuş, kaç nasırlı eli sıkmış? Hangi cami avlusunda oturmuş vatandaşla çay içme inceliğini göstermiş?

Elbette farklı düşünebilirsiniz, farklı inanabilirsiniz, farklı bir yaşam tarzınız olabilir. Kendinizi fantastik olarak değişik şekilde konumlandırabilirsiniz. Farklı düşüncede olunca insanlara şaşı bakıyorsanız ve söylediğim yerlerde görüntü vermeyi kendinize yük olarak görüyorsanız ve elitist bir yaklaşım göstermekten vazgeçmiyorsanız CHP’de neyi değiştirirseniz değiştirin yeni bir seçimde yeniden başa sarmaktan başka yeni bir çözüm üretemezsiniz. Türk Milleti değişimden sadece ve sadece “samimiyeti” anlıyor.