Bir anket firmasının yayımladığı son veriler, Türkiye’de seçmenin ruh halini anlamak açısından son derece çarpıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Vatandaşların yüzde 58.2’siülkenin en önemli sorunu olarak “ekonomi ve hayat pahalılığını” işaret ederken, “Bu sorunları hangi parti çözer?” sorusuna verilen yanıtlarda “Hiçbiri” seçeneğinin yüzde 37.0 ile zirvede yer alması, aslında meselenin sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir boyuta ulaştığını da gösteriyor.

Bu sonuçlar bize şunu açıkça söylüyor: Toplum artık sadece geçim sıkıntısı yaşamıyor, aynı zamanda çözüm umudunu da kaybetmeye başlıyor. Ekonomik olarak köşeye sıkışmış bir toplumun, tercihlerden çok umutsuzluk üzerinden bir refleks geliştirdiğini görüyoruz. İşte asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü umut kaybolduğunda, sorunlar sadece büyümez; aynı zamanda derinleşir ve kalıcı hale gelir.

Üstelik bu tabloyu sadece iç dinamiklerle açıklamak da yeterli değil. Hemen yanı başımızda süregelen savaşların etkileri, küresel enerji krizi ve dalgalanan piyasa koşulları, zaten kırılgan olan ekonomiyi daha da zorlayan unsurlar olarak karşımızda duruyor. Enerji fiyatlarındaki artışın yalnızca bugünü değil, yarınları da ipotek altına aldığı bir gerçek. Daha bir ay önce 55-60 TL bandında olan motorin fiyatlarının bugün 80 TL seviyelerine ulaşması, zincirleme bir etkiyle iğneden ipliğe her kalemin fiyatına yansıyor. Ve biliyoruz ki fiyatlar bir kez yükseldi mi, geri dönüşü çoğu zaman teoride kalıyor.

Bugün 20 bin TL civarında maaşla geçinmeye çalışan emekliler, 28 bin TL’lik asgari ücretle hayatını idame ettirmeye çalışan milyonlar için yaşam zaten ağır bir yük haline gelmiş durumda. Temel ihtiyaçların dahi zor karşılandığı bir ortamda, yarına dair plan yapmak bir yana, günü kurtarmak bile başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor. Böyle bir tabloda insanlardan uzun vadeli umutlar beslemesini beklemek ne kadar gerçekçi?

İçinde bulunduğumuz durum adeta çözülemeyen bir “Gordion Düğümü”nü andırıyor. Çiftçi, toprağa hayat verecek gübreye ulaşamıyorsa; üretim maliyetleri belini büküyorsa… Emekli, yılların emeğinin karşılığını alamıyorsa… Çalışan, alın terinin karşılığını hissedemediği için mutsuzluk içinde yaşıyorsa… Turizmden sanayiye kadar ekonominin can damarları tıkanmaya başlamışsa… Ve en önemlisi, çözüm üretmesi gerekenler bu tablo karşısında yeterince hızlı ve kararlı adımlar atamıyorsa, o zaman sorulması gereken soru çok nettir: Suç kimde?

Böylesi bir ortamda, ekonomiyi en önemli sorun olarak gören ve çözüm noktasında hiçbir siyasi partiyi adres göstermeyen seçmene kızmak ne kadar doğru? Belki de bu sonuçlar bir tepki değil, bir uyarıdır. Görmek isteyenler için açık, duymak isteyenler için yeterince yüksek bir sesle verilmiş bir uyarı…

Çünkü toplumun verdiği mesaj nettir: Sorunlar ortada, çözüm bekleniyor. Ama en önemlisi, güven yeniden inşa edilmek zorunda. Aksi halde “hiçbiri” cevabı sadece bir anket sonucu olarak kalmaz; yarınların en büyük gerçeği haline gelir.