Bundan bir süre önce Merkez Bankası ve Hazine yetkilileri özellikle bir konuya parmak basmıştı: Yastık altı birikimleri… Rakam da dudak uçuklatıcı: 600 milyar dolar… Doğru mudur, değil midir bilmem. Ama bildiğim bir şey var: Ben her gün yattığım yastığın altına bakıyorum… Altından bana bir şey çıkacakmış gibi geliyor. Hani belki bir umut…
Ama yok. Ne dolar var, ne altın… Hatta bazen umut bile yok. Görebilen var mıdır? Belki vardır… Ama milyonların gördüğü şeyle onların gördüğü şey aynı değil, orası kesin.
Bir hikâye anlatılır…
Adamın biri, meşhur Mazhar Osman’ın önünden geçerken, bir grup “akıldan piyade”nin duvardaki küçük bir delikten sırayla karşıya baktığını görür. Merak eder, sıraya girer. Sıra ona geldiğinde bakar… hiçbir şey göremez. Arkasındaki sabırsızlanır: “Çekil de biz bakalım!” Bizimki döner ve der ki: “Ben bir şey göremedim…” Arkadan cevap gelir: “Yahu biz yıllardır bakıyoruz, bir şey göremedik… Sen bir kerede ne göreceksin?”
Şimdi dönüp bugüne bakalım… 20 bin lira emekli maaşı… 28 bin lira asgari ücret… Bu rakamlarla “yastık altı birikimi” aramak, işte o duvardaki delikten bir şey görmeye çalışmak gibi… Bakıyorsun… Zorluyorsun… Ama yok.
Bir arkadaşımın dediği gibi:“Önce pandemi, ardından kuraklık, şimdi de savaş… Allah sonumuzu hayretsin…” Bu söz aslında bir tespitten çok bir sitem… Bir yönetim eleştirisi… Biriken çaresizliğin dışa vurumu…
İktidar gerçekten talihsiz mi? Yoksa çözüm üretme kabiliyeti mi zayıfladı? Bunun kararını elbette günü geldiğinde vatandaş verecek. Ama bugünün gerçeği şu: Sıradan vatandaş için hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor. Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay diyor ki: “Asgari ücreti çok yükseltmek dünyanın en kötü kararı olur.” Ekonomist değiliz… Ama şunu biliyoruz: Bu ülkede yük sürekli aynı omuzlara bindiriliyor. Ne zaman bir kriz olsa… Ne zaman işler sıkışsa… Fatura hep aynı kesime çıkıyor: Ücretliye… Emekliye… Garibana…
Savaş var, doğru… Küresel kriz var, kabul… Ama bugün akaryakıt fiyatlarının 100 liraya dayanmasını sadece bunlarla açıklamak, en hafif tabirle eksik bir anlatım olur. Eğer çözüm; Ücretleri baskılamak, Piyasayı daraltmak, İnsanların alım gücünü sessizce eritmekse… O zaman gerçekten yandık. Her şeyi çözdük de mesele sadece “yastık altındaki paraya” mı kaldı?
Varsa ne âlâ… Ama yoksa? İşte asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü benim gibi her gece yastığının altına bakıp da hiçbir şey göremeyenlerin sayısı birkaç kişi değil… Milyonlarca.
Sadece akaryakıt zamları ile önümüzdeki günlerde üzerimize inanın dağ devrilecek.. Akaryakıt zamlarının tetikleyeceği piyasalarda zaten kısıtlı imkanlar ile hayatta kalmaya çalışanlar için yaşamak gerçekten daha da zorlaşacak. Yapılması gereken daha gerçekçi çözümler bulup insanımızın fedakarca sürdürdüğü, katlandığı ağır ekonomik şartların düzeltilmesidir.Yoksa nereye bakarsak bakalım, ister yastık altına, ister duvardaki delikten bakalım bir şey görme şansımız hiç yok..