1 Nisan denildi mi çocukluğumuzda yüzümüzde bir tebessüm belirir her birimiz farklı cinlikler düşünürdük. O gün, yılın belki de en “masum” günlerinden biriydi. Herkesin birbirine küçük oyunlar oynadığı, ama sonunda kimsenin kırılmadığı, aksine daha çok güldüğü bir gelenekti adeta. Özellikle okul yıllarında yapılan şakalar hâlâ hafızamızın en canlı köşesinde durur. Kimi zaman sıraya saklanan bir not, kimi zaman arkadaşın çantasına bırakılan sürpriz bir nesne… Hepsi o günün ruhuna uygundu.

Bir de öğretmenlerimiz vardı… Belki de en güzel şakaları onlar yapardı. Bizden birkaç adım önde, daha tecrübeli ve daha “uyanık” olan öğretmenlerimiz, sınıfa girer girmez yüzlerini ciddileştirir, bir anda “Defterleri kaldırın, yazılı yapıyorum” derdi. O an sınıfta bir sessizlik olur, kalpler hızlanırdı. Ardından gelen “Şaka yaptım, bugün 1 Nisan. Hep siz mi şaka yapacaksınız alın benden de o kadar” cümlesiyle sınıf kahkahaya boğulurdu. Korku ile sevinç arasında gidip gelen o birkaç saniye, çocukluğumuzun en saf anlarından biriydi.

Sadece okullarda değil, basın dünyasında da 1 Nisan’ın ayrı bir yeri vardı. Gazeteler o gün okuyucularını şaşırtacak manşetler atar, yazıların sonunda küçük bir notla gerçeği açık ederdi: “Bugün 1 Nisan.” Bu da işin zarif ve ince tarafıydı. Okuyucu hem şaşırır hem de kandırıldığını anlayınca gülümserdi. 1 Nisan günü baktım gazetelere öyle bir şakadan ve nostaljik yaklaşımdan eser yoktu. Eskişehir basınında bu geleneği en güzel yaşatan isimlerden biri de rahmetli meslektaşımız Ünsal Dalgın’dı. Onun ince zekâ ürünü şakaları en azından benim hafızamda yerini koruyor. Bu vesileyle kendisini ve aramızdan ayrılan tüm meslektaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum.

Ancak bugün…

Bugün dönüp baktığımızda o güzel neşeli, tebessüm ettiren günlerden geriye pek bir şey kalmadığını görüyoruz. 1 Nisan geldiğinde eskisi gibi heyecanlanmıyoruz. Gazetelerin birinci sayfalarında eğlenceli manşetler aramıyoruz. Hatta belki de artık kimse şaka yapmayı düşünmüyor bile. Çünkü hayatın kendisi, şakanın yerini almış durumda.

Şöyle bir günün haberlerine bakıyoruz… Motorin fiyatı 80 TL’yi aşmış. LPG’ye tarihinin en büyük zamlarından biri gelmiş. “Ben hala 50 TL’lik yakıt alıyorum” tabii ki şaka… Dünya yeni krizlerin, savaşların eşiğinde. İsrail-ABD ortaklığındaki İran gerilimi sıcak bir çatışmaya dönüşmüş. Pazara gidiyorsunuz, elinizi attığınız her ürün cep yakıyor. Ekmeğe yapılan zam artık sıradan bir haber haline gelmiş. Tüm bunlara bakınca insanın aklına şu soru geliyor: “Acaba bu bir 1 Nisan şakası mı?”

Ama değil…

Hiçbiri şaka değil. Aslında en acı olan da bu. Eskiden şakalarla güldüğümüz günleri yaşarken, bugün gerçeklerin ağırlığı altında gülmeyi unuttuk. Şakanın yerini kaygı, tebessümün yerini endişe aldı. İnsanların gündemi o kadar ağır ki, küçük bir espriye bile yer kalmadı.

Belki de bu yüzden 1 Nisan artık sadece takvimde bir gün… Ne eski neşesi var ne de o çocukça heyecanı. Çünkü hayat, bize hiç de şaka yapmıyor. Aksine, en ciddi yüzüyle karşımızda duruyor.

Ve biz… Bir zamanlar şakalarla gülen insanlar, bugün gerçeğin ağırlığıyla yutkunuyor ve susuyoruz.