Eski Devlet Hastanesi arazisinin özelleştirme kapsamına alındığı yönündeki gelişmelere bu kent aslında yabancı değil.

Alışkın olunan bir süreç…

Gün geçmiyor ki AK Parti tarafından kente verilen bir söz daha hikaye olmasın.

Bir proje daha hayal kırıklığıyla sonuçlanmasın.

Üstelik bu ilk değil.

Aksine neredeyse bir yönetim alışkanlığı.

Senaryo hep aynı.

Önce kentin değerli bir noktası “proje” adı altında gündeme alınır.

Ardından kamuoyunun tepkisi ölçülür, beklentilere göre “yumuşatıcı” açıklamalar yapılır.

Halkın gönlü alınmış gibi yapılır.

Ancak süreç ilerledikçe verilen sözler buharlaşır, yerini belirsizlik ve güvensizlik alır.

Sonuç?

Bir kez daha hayal kırıklığı…

Hatırlayalım…

Millet Bahçesi tartışmalarını, Eski stadyumun yıkımı gündeme geldiğinde ilk konuşulan neydi?

Rant.

O alanın nasıl değerlendirileceği değil, kimlere kazanç sağlayacağı konuşuldu.

Ancak bu kez kent susmadı.

Halk itiraz etti, mücadele etti.

O alanın betonlaşmasına izin vermedi.

Sonunda park yapıldı.

Peki, sonra ne oldu?

O park yıllarca kaderine terk edildi.

Sahipsiz bırakıldı.

Bakımsız, ilgisiz, adeta “yapmış olmak için yapılmış” bir proje olarak öksüz kaldı.

Ne zaman ki konu tekrar tekrar gündeme getirildi, ne zaman ki kamuoyu baskısı arttı, işte o zaman bir şeyler yapılmaya başlandı.

Yani yine halk zorladı, yine halk hatırlattı, yine halk takip etti.

Şimdi benzer bir tablo Eski Devlet Hastanesi arazisi için karşımızda.

Yıkım sürecinde ne söylendi?

“Yerine yeni hastane yapılacak.”

Bu açık bir vaatti.

Netti.

Tartışmaya kapalıydı.

Ancak bugün geldiğimiz noktada “özelleştirme” kavramı gündeme sokuluyor.

Peki, bu özelleştirme ne anlama geliyor?

Bu alanın kaderi ne olacak?

Gerçekten kamu yararı mı gözetilecek yoksa bir kez daha kentin en değerli noktalarından biri farklı hesaplara mı kurban edilecek?

Bu kent artık bu belirsizlikten yoruldu.

Sürekli aynı senaryoyu izlemekten yoruldu.

Her defasında “acaba yine mi?” demekten yoruldu.

Çünkü mesele sadece bir arazi meselesi değil.

Mesele güven meselesi.

Burada sorulması gerekenler belli…

Bu halk neden her seferinde mücadele etmek zorunda kalıyor?
Bu halk neden her projede tetikte olmak zorunda bırakılıyor?
Bu halk neden verilen sözlerin takipçisi olmak için sürekli direnmek zorunda?

Yönetmek halkı sürekli sınamak değildir.

Yönetmek güven vermektir.

Şeffaf olmaktır.

Verilen sözün arkasında durmaktır.

Ama görünen o ki bu kentte işler hâlâ eski usul ilerliyor…

Önce karar alınıyor, sonra halk ikna edilmeye çalışılıyor.

Olmazsa zamanla unutturulmak isteniyor.

Bu yaklaşım artık işlemiyor.

Eski Devlet Hastanesi arazisi sıradan bir yer değil.

Bu en değerli alanlarından biri.

Burada atılacak her adım, sadece bugünü değil, yarını da şekillendirecek.

Bu alan gerçekten kamu yararına mı kullanılacak?
Yoksa bir kez daha “özelleştirme” adı altında başka planların kapısı mı aralanacak?

Ve en önemlisi…

Bu halk daha ne kadar kendi hakkını korumak için mücadele etmek zorunda bırakılacak?