Gıda fiyatları yaz sezonu olmasına rağmen düşmüyor. Taze meyve ve sebze fiyatları, Haziran ve Temmuz aylarında artışa geçti. Sektör temsilcileri, ürünün çiftçiden çıktıktan sonrasındaki yolculuğunun takip edilmesi gerektiğini söylüyor.
Her hafta mahallemize gelen sütçü fiyat artışında direniyor. Köyde fabrikanın yani ineklerin çalıştığını söyleyen sokak sütçümüz, sürekli olarak yem fiyatların artışından yakınıyor. Köyde tarla da kilosu 2 TL’den alıcı bekleyen karpuzun, çürümeye terk edildiğini söylüyor. Ülkemizde en önemli mesele, tarla ile Pazar fiyatları arasındaki uçurum bulunmasıdır. Yaz mevsimi geldi mi, pazarda ve marketlerde sebze ve meyve fiyatları düşerdi. Yetkililerde yaz aylarında enflasyon düşmesine sevinirdi. Bu yıl ise yaz mevsimi gelmesine rağmen, sebze ve meyveyi kış mevsiminde aldığımız fiyatlar ile alıyoruz. Enflasyon konusunda ise tartışma devam ediyor. Enflasyon oranını en düşük açıklayan yüze 40 ile 50 arasında bir rakam söylüyor.

PAZARLAMA SORUNU VAR
Önceki gün bir açıklama yapan
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, çiftçilerin her geçen gün lojistik ve işçilik gibi üretim maliyetlerinin arttığını ayrıca, iklim değişikliklerinden etkilendiklerini söyledi.
Bayraktar’ın dediği gibi iklim değişikliğine çiftçi çözüm bulamaz. Ancak, her şeye rağmen üretim yapmaya çalışan ve olumsuzluklara aldırmadan tarlasını bahçesini eken çiftçinin desteklenmesi gerekiyor. Onlarca yıldır konuştuğumuz, ucuz mazotu bile çiftçimize veremedik. Hayata geçiremedik.
Ağustos ayı itibarıyla birçok tarımsal üründe hasat devam ediyor. Ancak görüyoruz ki çiftçilerimiz bin bir emekle ürettiği ürününü pazarlayamıyor. Düşük kalan üretici fiyatları üreticilerimizin belini büküyor. Bugün birçok tarımsal üründe üretilen ürün ya maliyetine ya da daha düşük fiyata tarladan çıkarken pazarda ve markette katlanmış bir fiyatla karşımıza çıkıyor.

NEREYE KADAR
Şehirde yaşayan dar gelirliler, pazardan ve marketlerde alış veriş yapmakta zorlanıyor. Fiyatlar çok yüksek seyrediyor. Tarlada ise sebze ve meyve çürüyor. Üreticimize de tüketicimiz de yazık oluyor. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Aklımızı başımıza alıp bu ülkede üretimi sürdürülebilir hale getirmek zorundayız. Özal ile başlayan Neoliberal dönem artık kapatılmalıdır. Çiftçilerimiz üretimden kazanırsa, köylere ve kırsal alanlara geri dönüşte olacak. Şehirlerde rahatlayacak. Nüfusun dağılımında istikrar ortaya çıkacaktır.

HAL YASASI
Eskişehir’deki ziraat kuruluşların işbirliği ile ortaya çıkan Tarım Platformu da, Tarım sektöründe özelikle son dönemde yaş sebze ve meyvede yaşanan sıkıntıların ana nedeni hala güncel bir hal yasasının olmayışından kaynaklandığını açıklıyorlar. Kamuoyuna açıklamalar var. Ama karşılığını buluyor mu? Bu konu da bir belirsizlik var. Ülkemiz aslında tüm bölgelerinde uygun iklim ve ekolojik koşulların yanı sıra geniş tarım arazilerine sahiptir. Topraklarımız hemen hemen tüm tarımsal ürünlerin üretimine imkân vermesine rağmen, yaşanan ekonomik sıkıntılar üretimi sekteye uğratıyor. Tarlada 5-10 liraya satılan ürünün markette 4-5 kat fazlaya satılması kabul edilemez. Bu kış mevsiminde fiyatların ne olacağını düşünemiyorum.

HEPİMİZİN SORUNU
Üretimde meydana gelen dalgalanmalar ürün fiyatlarını doğrudan etkilerken, ihracatta yaşanan sorunlar da üreticilerimize yansıyor. Hasat döneminde çok miktarda ürünün pazara çıkması, depolama olanaklarının yetersizliği, üreticilerimizin içinde bulunduğu finansman olanaklarının yetersizliği, hasat döneminde fiyatların düşmesine ve üreticilerimizin önemli miktarlarda gelir kaybına uğramasına neden oluyor.
Ülkemiz gündeminde olan planlı üretimin etkin bir şekilde uygulamaya konulması ve hal yasasının bir an önce çıkarılmasının ne kadar elzem olduğu ortada görülüyor. Üretici her olumsuzlukta üretici hedef olarak gösterilmemelidir. Ülkemizdeki tarım kuruluşlarının ortaya koyduğu gerçekleri bir de biz toplu halde yazmak istedik. İnsan yaşamında, önemli yere sahip olan güvenli gıda üretimi ve tüketimi hepimizin sorunudur.