Ne olduysa, Amerika seçimlerinden sonra oldu. Seçimin galiplerinden olan Amerika’nın zenci başkan yardımcısı sokaklarda üstü açık araba ve elinde LGBT bayrakları ile dolaştı. Ardından tüm dünyada Türkiye’de de yapılan çeşitli eylemlere LBGT duyuruları ve destekleri de etkilendi. Bazı sanatçılarımız da festivallerde bilerek, yada bilmeden bu işin dayatmasını yapıyor. Emperyalizm dayatmalarına alet oluyor. Benim önceki günkü yazımda LBGT’nin ülkemize ekonomik ve siyasi dayatmalardan sonra yeni bir emperyalist dayatma olduğunu yazmam, beni tolumun değişik kesimlerinden çok kişinin aramasına neden oldu.
Yazımdan bir gün sonra ise Eskişehir Valiliği'nin yapılan açıklamada, sosyal medya platformlarından LGBTİ dernekleri ve benzeri oluşumlar ile gruplar tarafından haziran ayı sonlarında 'onur haftası’ adı altında etkinlik planladığı açıklanarak, özet olarak ” Yapılan faaliyetler göz önüne alındığında, yapılmak istenen etkinliklerin her türlü provokasyona ve eyleme açık olduğu, toplumda farklı görüşteki grupların bir araya gelerek çıkarılması muhtemel olaylar ile kamu huzuru ve genel asayişin bozulabileceği, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasının zafiyete uğrayabileceği değerlendirilmektedir" denildi.
YERİNDE YASAK
Valilik açıklamasında, genel asayişin sağlanması için yürüyüş, oturma eylemi, stant ve çadır kurma gibi kamuya açık alanlarda etkinlerin 30 gün yasaklandığı belirtilerek, yasağın geldiği duyuruldu. Valiliğin yasaklaması yerinde bir yasaktır. Bazıları henüz emperyalist faaliyeti özgürlük gibi anlasa da vali emperyalistlerin değişik bir propagandasını ve faaliyetini anlamış görülüyor.
YURTSEVER SANATÇILARDA VAR
Bir sanatçımızın törende, “Ödülümü varlıklarını korkusuzca haykırmaya devam eden ve bu anlamda cesaretleriyle bana her zaman çok büyük ilham olan, Türkiyeli LGBTİ+'lara armağan ediyorum”şeklinde konuşması başka bir sanatçının LBGT’lileri kastederek, labunyalara selam gönderdiğini söylemesi toplumda da büyük tepki oluşturdu.
KIRAÇ NE DEDİ?
Tüm bu gelişmeler üzerine ünlü sanatçımız Kıraç ise, gerçekleri dile getirerek,” Modern köleliğin bir unsuru da gerçek olamayacak çılgın düşüncelerin insanlara empoze edilmesi. Bunun bir ayağını da sanatçılar oluşturuyor. Müziğinin kendisi de bu hale gelmiş durumda. Müzik piyasasına bakarsanız bunu görürsünüz. Sanatçıların vicdanlı olduğunu düşünüyorum. Ancak ödül almak için o konuşmaların, o tavırların önceden hazırlandığı kanaatindeyim. Buna karşılık ödül veriliyor. Sürekli ülkemizi kötülenmesini, dış ülkelerde olumsuzlukların bahsedilmesini halkımız asla affetmeyecektir. Dış ülkelerde özellikle Batı'da bu konuşmalar yapılıyor. Sanki insanları sömüren o ülkeler değilmiş gibi konuşuluyor. Avrupa'nın gelirleri hâlâ Afrika ülkelerini sömürmekten geliyor”
NAZIM HİKMET HEPİMİZE ÖRNEK
Kıraç , emperyalist dayatmalara teslim olanlara Nazım Hikmet’in yaşantısından örnek vererek,” Gidip bizim arkadaşlarımızın o ülkelerde Türkiye'yi kötülemelerini affetmiyorum. Nâzım Hikmet'i okumayı öneriyorum o arkadaşlara. Bakın Nazım Hikmet haksızlıklara uğradı, acılar da çekti. Ne yaptı? Gidip ülkesini başka ülkelere şikayet etmekte mi aradı çözümü?”
EMPERYALİST MERKEZLİ DAYATMALAR
Ülkemizde bazı sanatçıların emperyalist merkezlerin sözcülüğünü yapması gerçekten acı bir durumdur. Batı ülkelerinde küçücük çocukları Onur Yürüyüşleri adı altında en önde yürütüyorlar. Üstelik kimi zaman yarı çıplak ve makyajlar yaptırılarak bu çocuklar yanlışlığın kurbanı oluyorlar. Bu durum çürüyen batının yüzünü göstermesi gerekiyor. Küresel LGBT dayatmasının Türkiye'de sözcülüğünü yapanlar batıdaki bu görüntülere neden karşı çıkmıyorlar. Çürüyen batıya neden tepki göstermiyorlar.
NAZIM OLMALIDIRLAR
Kısa bir süre önce kaybettiğimiz Orhan Karaveli "Tanıdığım Nazım Hikmet" adlı kitabında "Nazım'ın evine girildiğinde ilk göze çarpan duvara özenle tutturulmuş Türk bayrağıydı. Bunun önünde poz vermeyi çok severdi." diye yazıyor. Falih Rıfkı Atay "Nazım, vatanını, ondan uzakta ölmeyi iki kat ölüm sayacak kadar sevmiş ve aramıştır." der. Nazım da " Öldüğüme yanmam da nasıl olsa er geç öleceğiz, buralarda gömerler ona yanarım." diyerek yurt sevgisi ve özlemini öldükten sonra bile ülkesine gidemeyecek olmanın acısını dile getirmiştir. Sanatçılar emperyalizmi öğrenebilmeleri için Nazım Hikmet’i örnek almaları gerekir.