Geçtiğimiz gün “2 Eylül Mahallenizde, Muhtarlar Konuşuyor” programı için Huzur Mahalle Muhtarı Sayın Refik Özaydın’a gittik. Sayın Özaydın çok renkli bir kişiliğe sahip olmanın yanı sıra mahallesine ve sorunlarına hakim bir isim. Onunla konuşurken mahallenin en önemli sorunu imar düzenlemeleri konusu gündeme geldi. Sayın Özaydın diyor ki, “Şehrin merkezinde çöküntü alanı olarak kalmış bir mahallenin sorunları imar meselesi halledilmeden halledilemez!” ve anlatmaya devam ediyor, 1963 yıllarında kurulan Mahalle’nin on beş, yirmi yıl önce hazırlanan imar planlarının hayata geçirilemediğinden şikayet ediyor. Yine Muhtar Özaydın’ın anlattıklarından anlıyoruz ki mahallenin nüfusu bir önceki seçim dönemine göre 2 bin civarında azalmış. Ayrıca mahalle mevcut yapısıyla Afgan göçüne maruz kalmış.

Şu son yaşadığımız asrın büyük felaketinden sonra gündeme gelen kentsel dönüşüm ve yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi meselesinin neden bir türlü ülke genelinde bir türlü çözümlenememesinin sebebini de Özaydın’ın söylediklerinin satır aralarında bulabiliyoruz. Ağır işleyen bürokrasi, siyasi çekişmeler ve kaybedilen onlarca yıl.

Anadolu insanının karşılaştığı sıkıntıları ve zorlukları dile getirdiği eserleri ile toplumun geniş kesimlerine ulaşmayı başarmış şair ve yazar Abdurrahim Karakoç’un yine eskilerde kalan bizlerin hafızalarında yer eden, şiirindeki “Gene tehir etme üç ay öteye, Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ. Otuz yıl da babam düştü ardına; Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ” mısralarından günümüzde değişen bir şey yok.

Daha ilk durakta sorunları ötelenmiş, bürokrasi veya siyasete takılmış sorunlardan söz ediyoruz. Bunlar çözümlenemez şeyler değil. Sorunu kimin çözdüğü, nasıl çözdüğünden çok çözülüp çözülmediği meselesi önemlidir. Ne yazık ki çözümlenebilmiş değil. Atalarımız demişler ki, “bugünün işini yarına bırakma!” biz sorunları değil yarına bırakmak on yıllarca öteleyebiliyoruz. İş bilmezlikten mi, çözümsüzlükten mi? Hiç de değil…

Bu arada bu söyleşi sırasında mahalle mahalle sığınmacı ve mülteciler konusunda bilgi sahibi olduğumuzda ortaya çıkıyor. Ve devletin ne kadar güçlü ve her türlü bilgiye sahip olduğunu da, saha hakimiyetini de buradan anlayabiliyor. Huzur Mahallesi’nde genel olarak Afgan ağırlıklı bir mültecilerin oturduğunu, Suriye kökenli mültecilerin bir bölümümün de Erenköy’de olduğunu öğreniyoruz.

Dönelim başladığımız yere… Sorunların çözümü konusunda hem yerel yönetimlerin hem de merkezi yönetimin ortak değerlendirme ve işbirliği yapmasından başka çıkar yol yok. Her defasından birileri birilerinin önünü keserek sorunları içinden çıkılmaz hale getirmek yerine hızlı ve etkili çözümler üretmeli. Yoksa Huzur gibi mahallelerin imar ve diğer sorunlarının çözümü muhtar Özaydın ve diğer görev yapan muhtarların torunlarının çocuklarına bile kalabilir tıpkı merhum Karakoç’un dediği gibi, “bu dava bana dedemden kaldı” diyebilirler…