Büyük tarihçi, Türk toplumunun güçlü hafızalarından biri, hakikati söylemekten hiçbir zaman çekinmeyen bir aydın… Prof. Dr. İlber Ortaylı’ yı kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz içindeyiz.

Bazı insanlar vardır; sadece yaşadıkları dönemin değil, bir milletin zihninin ve hafızasının parçası haline gelirler. İlber Ortaylı işte böyle bir isimdi. Onu yalnızca bir akademisyen olarak tanımlamak eksik kalır. Çünkü o, tarihin sayfalarını anlatan bir öğretim üyesinden çok daha fazlasıydı. Geçmişle bugün arasında köprü kuran, topluma kendisini hatırlatan bir rehberdi. Bir cümlesiyle yüzyılları özetleyebilen nadir insanlardandı. Tarih onun dilinde kuru bir kronoloji değil, yaşayan bir hikâyeydi. Roma’dan Osmanlı’ya, Avrupa’dan Anadolu’ya uzanan geniş bir kültür coğrafyasını öylesine doğal bir şekilde anlatırdı ki, dinleyen herkes bir anda kendisini o tarihin içinde bulurdu.

Ama onu değerli kılan sadece bilgisi değildi. İlber Ortaylı aynı zamanda hakikat adamıydı. Sözü eğip bükmeden söyleyen, yanlış gördüğünü çekinmeden dile getiren bir aydın. “Her nefis ölümü tadacaktır ayetini mezarlıklara değil bankalara ve makam koltuklarına asmalıdır” sözü aslında onun hayata ve yaşadığımız gerçeklere bakışını da özetliyordu. Makamların geçici, insanın ise fanî olduğunu hatırlatan bu cümle, belki de birçok ders kitabından daha öğreticiydi.

Toplumun her kesimi tarafından saygı görmesi de biraz bundandı. Sağdan sola, muhafazakârdan sekülere kadar çok geniş bir kesim onun bilgisine, cesaretine ve zekâsına saygı duydu. Çünkü İlber Ortaylı bir siyasi figür değil, bir kültür ve düşünce insanıydı. O konuştuğunda insanlar bir görüşü değil, birikimi dinlediklerini biliyordu.

Gazeteci İzzet Çapa’nın şu sözleri de bu duyguyu çok iyi anlatıyor: “Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları yıllara değil, bir milletin hafızasına yerleşir… Prof. Dr. İlber Ortaylı da onlardan biriydi. O yalnızca tarih anlatan bir akademisyen değildi… Geçmişin kapılarını aralayan, bize kim olduğumuzu hatırlatan bir ses, bir akıldı.”

Gerçekten de öyleydi. Merhum İlber Ortaylı hocayı bir kez canlı dinleme fırsatımızı oldu Eskişehir’de. Büyükşehir Belediyesi’nin Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde nerede ise oturacak yer bulmakta zorlanmıştık ve yaklaşık Bin 500 kişilik salon konferansın başlangıcından bitimine kadar o kadar canlıydı ki. Herkesin gözü kulağı hocada kalmıştı.

Bir bakışıyla cehaletin üstüne yürüyen, bir kahkahasıyla bir salonu dolduran, keskin zekâsıyla tartışmalara yön veren bir karakterdi. Onu dinleyenler sadece bilgi değil, aynı zamanda bir kültür tavrı da öğrenirdi. Elbette kitapları kalacak. Sözleri kalacak. Konferans kayıtları, televizyon programları, yazıları kalacak.

Ama bazı insanlar vardır ki, geride bıraktıkları eserlerden daha fazlasıdır. Onların sesi, tonu, mimikleri, zekâsının keskinliği bir bütündür ve o bütünün yerini hiçbir şey dolduramaz. Bu yüzden bugün aslında sadece büyük bir tarihçiyi değil, bir dönemin entelektüel seslerinden birini uğurluyoruz. Bazı insanlar bir ömür yaşar. Bazı insanlar ise bir çağı anlatır. İlber Ortaylı ikinci türdendi. Ve gerçekten bazı isimler vardır ki tarih onları yazmaz… Çünkü onlar zaten tarihin kendisidir. Allah rahmet eylesin ,mekanı cennet olsun..