Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce tarafından 2026 yılının “Eskişehir Yılı” ilan edilmesiyle birlikte bu yıla dair projeler de kamuoyuyla paylaşıldı.

Açıklanan projeler arasında en çok dikkat çekenler Kızılyer’e yapılması planlanan Meydan 26 projesi ile Metrobüs oldu.

Şehrin ulaşımına ve sosyal yaşamına katkı sağlayacağını düşündüğüm için değerli buldum.

Öte yandan Ayşe Ünlüce tarafından akabinde birde çağrı da bulunuldu.

Ünlüce’nin bu açıklamadaki vurgusu bana göre açıklanan projelerin bile önüne geçti.

“Gelin, bu şehre kalıcı izler bırakalım ve ortak ruhumuzu geleceğe taşıyalım. Her zaman ifade ettiğim gibi şehirleri değerli kılan; binalar değil, içinde yaşayan insanların mutluluğudur.”

Ben bu çağrıya çok farklı bir yönden bakmayı seçtim.

Yani insanın, toplumun, duyguların ve birlikte yaşama kültürünün tarafı.

Çünkü gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz.

Tahammüllerin her geçen gün daha da azaldığı, insanların birbirine karşı sabrını kaybettiği, barışmanın giderek zorlaştığı bir süreçteyiz.

Sinirler artık kontrol edilemez hâle geldi.

Gencinden yaşlısına öfke kontrolü toplumun en büyük problemlerinden biri hâline dönüştü.

Bunun acı örneklerini ne yazık ki sık sık yaşıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde 17 yaşındaki bir çocuğun sokak ortasında yaşıtları tarafından katledilmesi hepimizin yüreğini dağladı.

Yine Eskişehir’de geçtiğimiz aylarda benzer olaylara tanık olduk.

Şiddet artık sokakla sınırlı kalmıyor.

Okul bahçelerine, sınıflara, gençlerin olması gereken en güvenli alanlara kadar sirayet ediyor.

Ve tablo her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

İşte tam da bu yüzden birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Ne yapmamız gerekiyor?

Önce içimizde başlatmamız gerekiyor bu mücadeleyi.

Kendimize şu soruları sormalıyız.

Barışmak için ne yapmalıyız?
Affetmeyi nasıl öğrenebiliriz?
Öfkemizi nasıl kontrol altına alırız?
Kin tutmayı bırakmak mümkün mü?

Gerekirse eğitim almalıyız.

Psikolojik destekten, farkındalık çalışmalarından, iletişim eğitimlerinden çekinmemeliyiz.

Sevmek zorunda değiliz.

Herkesle aynı fikirde olmak da zorunda değiliz.

Ancak nefret etmemeyi, farklılıklarla bir arada yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Bunun için gerekiyorsa eğitim müfredatına yeni dersler eklenmeli, çocuklara daha küçük yaşlardan itibaren empati, şiddetsiz iletişim ve duygularını ifade etme becerileri kazandırılmalıdır.

Çünkü şehirler sadece yollarla, meydanlarla, binalarla büyümez.

Asıl büyüme, insanların birbirine güven duyduğu, kendini güvende hissettiği, öfkenin değil sağduyunun hâkim olduğu bir iklimle mümkündür.

Ayşe Ünlüce’nin “2026 Eskişehir Yılı” çağrısı bana göre tam olarak bunu işaret ediyor.

Bu çağrı yalnızca projeler etrafında değil, ortak bir vicdan etrafında birleşme çağrısıdır.

Ben de bu nedenle, o cümleden yola çıkarak yazma gereği hissettim.

Çünkü Eskişehir’in güzel yarınları, sadece yapılacak projelerle değil, birbirimizi anlayabildiğimiz, öfkeyi değil sağduyuyu seçebildiğimiz günlerle mümkün olacak.