Enflasyon deyince herkesin aklına farklı farklı şeyler geliyor sanırım. Garibanın enflasyonu ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, TÜİK’in açıkladığı ve anladıkları enflasyon farklı farklı. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek 2026 yılından umutlu, TÜİK’i ilgilendiren bir şey yok zaten… Onlar için enflasyon rakamlardan ibaret ama gariban için enflasyon “alım gücünü azaltan cebine dadanan hırsız” gibi bir şey… Zira birileri konuşuyor, açıklama yapıyor ama vatandaş enflasyonu bizzat yaşıyor. Enflasyon vatandaş için pazardaki sebze meyve, marketteki ürün fiyatları demek. Enflasyon gariban için kabasın önünden geçememek, marketteki ürün sayısını düşürmek demek. Mesela enflasyon çiftçi için ne demek? “Sürekli artan maliyetler ile üretilen ürünleri zararına satmak, bir daha ekmemeye yemin etmek” anlamına da gelebilir…

1990’lı yılların başlarında ürettiği sebze ve meyve ile gıda enflasyonuna direnen ve en azından dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri olan Türkiye’den bugün her türlü sebze ve meyveyi ithal eden ve üretmekten vazgeçmek zorunda kalan bir ülkeye ne zaman dönüştük?

Ben söylemiyorum… İlgili kurumların açıklamalarından anlıyoruz ki Türkiye’de üretimde kalan insanlarımızın yaş ortalaması ne yazık ki 58’e yükselmiş. Yani üretmekten ve ürettiğinden para kazanamadığı için vazgeçen genç nüfusumuz kentlerin varoşlarından ucuz işgücüne dönüşen yığınlara dönüşmüş. Kırsal da bir süre sonra traktör kullanan, ekmeyi biçmeyi bilen, kuru tarımı, sulu tarım bilgisine sahip insan kalmayacak. Zira her fırsatta ithalat silahı ile üreticinin umudu kırılıyor. Üreticiyi yeterince desteklemediğimiz için bugün üretici 5 liraya mal ettiği ürünü tarlada 3 liraya satamıyor. Böyle olunca da hem üretimden vazgeçiliyor hem de ürün kalitesi her geçen daha da düşüyor.

Peki, bütün bu gelişmeler siyasetçilerin umurunda mı? Hiçte umurlarında değil. Herkes kendi saltanatı nasıl devam eder onun peşine düşmüş. Zaten siyasetçinin öyle bir derdi de yok… Üretici vazgeçmiş kim farkında? Sadece bu işin istatistik tarafında olanlar rakamları tespit ediyor siyasetçilerin önüne koyuyor onlarda bunu sakız ediyor hepsi bu… İnsanlar zarar ettikleri, emeklerinin karşılığını alamadıkları şeyi niye eksinler?
Türkiye bugün buğday ithal ediyor, arpa ithal ediyor, et ithal ediyor, sebze ve tropik diye nitelendirilen meyveleri ithal ediyor. Sonuç olarak Türkiye bir taraftan ithalat cennetine dönüşürken üretimden vazgeçerek bir anlamda kendi ipini kendisi çekiyor. Pazara gidin 75 TL’den aşağı alabileceğiniz ne sebze ne de meyve var. Burada topu ya pazarcının insafını sorgulayarak her şeyden habersiz bu kesimin sırtına yıkıyoruz, ya da aracıların fırsatçılığına yükleniyoruz. Halbuki durum hiçte öyle değil. Elbette denetimsizlikten kaynaklanan ve oluşan kartelleşmenin getirdiği ağır şartları sorgulayabiliriz. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Üreticiyi kim destekleyecek? Siyasetçi, denetimle ilgili yasal düzenlemeler kimin sorumluluğunda siyasetçinin. Lüks yatlara, uçaklara akaryakıtta KDV, ÖTV gibi avantajlı uygulamaları düzenleyenler kim? Siyasetçiler değil mi? Onların her defasında topu taca atarak “görmedim, duymadım, bilmiyorum” yaklaşımını sorgulamak gerekmiyor mu?

Ekmeyi, biçmeyi, üretmeyi özendirmesi gerekenler kimler? Çiftçinin kredisinin önündeki engelleri kaldırması gereken, desteklemelerin arttırılması ile ilgili düzenlemelerin kimin sorumluluğunda olduğunu düşünüyoruz? Elbette siyasetçilerin. Ama onların gündemi dün de farklıydı bugün de… Üreticiyi desteklemeden en azından mutfaktaki enflasyon düşmez düşmeyecekte… Enflasyonla ilgili ah vah edenler önce kendi sorumluluklarını bir yerine getirsinler olmaz mı?