“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!” Daha ne olsun? Cumartesi gecesinin ilk dakikalarında televizyon seyrediyorum. Şöyle hafif alttan ses geldi, sonra baktım küçük bir sallantı. “Alıştık artık!” dedim kendi kendime… Sonra televizyonda “Son dakika: Balıkesir’de 5.1 büyüklüğünde deprem” ibaresini gördüm. Televizyondan izlediğim kadarıyla bizdeki depremi yurt dışı kaynakları bizim kurumlarımızdan önce büyüklüğü ve merkeziyle vermişler. Bizdeki açıklamalarda sonra geldi… Ne diyelim biz önce sağdan, sola, soldan da sağa dönünceye kadar zaman geçiyor. Pek çok kişinin Balıkesir’de Sındırgı merkezli depreme tepkisinin “alıştık artık” dediğini duyar gibiyim. “Ateş düştüğü yeri yakar!” sözünü hatırlıyorsunuz değil mi? Depremi o gerçek büyüklüğü ile hissettiğimizde ne yaparız kim bilir?
Aynı büyüklükte bir deprem Eskişehir’de olsa ne olurdu? Ben bu sorunun cevabını bilmiyorum. Önceden kestirmek gerçekten güç. Ancak son yıllarda özellikle Eskişehir’in yapı stoku ile ilgili yapılan değerlendirmelerde “hemen yıkılması gereken 6 bin civarında” yapıdan söz ediliyor. Bunu ben söylemiyorum, söyleyenler bu işin uzmanları. Eskişehir de yapı stoku ile ilgili yapılan değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan bir gerçek. Şimdi o soruyu neden sorduğumu anladınız mı?
Teknik olarak 5 büyüklüğündeki bir deprem büyük sayılmaz. Ancak ihmal edilebilir bir büyüklük de değil. Ama biz bu konuda ne gibi adımlar atıyoruz, dönüşümü sağlama konusunda ne kadar hızlıyız? Cevaplanması gereken soru budur. Dönüşümden kastımız çok açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, “Kentsel dönüşüm!”
Bir de bilimsel veriler Eskişehir’deki en önemli risklerden birisinin ovaya yayılmış bir yapılaşma sebebiyle zemin sıvılaşmasının ortaya çıkaracağı büyük tehdit olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen Eskişehir de ne yapılıyor, neler yapılmıyor merak ediyorum doğrusu. Tıpkı “Ağustos böceği” hikayesinde olduğu gibi “ses var, ama sonuç yok!” zamanı su gibi harcayıp tüketiyoruz. “Bize bir şey olmaz, bu şehir güvenli” denilebilir mi?
Eskişehir kendine has hikayesi olan bir şehir. ”Eller gider Mersin’e Eskişehir gider tersine!” desek hiçte fena olmaz. İlklerin şehridir, öncüdür. Değerleri olan, değerlerini yaşayan ve yaşatan bir şehirdir. Her şeyi çok önceden görebilmek, Eskişehir de pek çok alanda yapılabilecek yeniliklere ve değişime öncülük etmek gibi bir misyonumuz olmasına rağmen, özellikle ve sebebi belli olmayan bir şekilde, “Kentsel dönüşüm” konusundaki yetersizlik kabul edilemez.
Kesinlikle bu konuda sadece yerel yönetimleri eleştirmiyorum, aynı zamanda merkezi hükümet temsilcilerini ve ilgili kurumları da yeterince inisiyatif almamakta ısrar etmeleri sebebiyle de eleştiriyorum. Bu iş gerçek anlamda siyaset üstü ele alınması gereken bir konu. Siyaseten ne düşünürseniz düşünün ama şehrin ve bu şehirde yaşayanları can ve mal güvenliği konusunda işbirliğine mecbursunuz.
Özelikle son dönemde en eften püften sorunları tartışırken asıl sorunu ıskalamak gibi bir alışkanlık ve akışkanlık dikkat çekiyor. Merkezinde insanın ve ona ait sorunların çözümü olması gerekirken ne yazık ki öyle basit konulardan siyaset üretiyoruz ki şaşırmamak elde değil. Uyarılar yapılıyor ama aynı ölçekte uyarıları dikkate alıp eyleme geçmek konusundaki hassasiyetlerimizi yitirdik ne?