Dün karne günüydü. Milyonlarca öğrenci eğitim ve öğretim yılının ilk dönemini tamamlayarak karneleri alıp yarıyıl tatiline başladılar. Eğitim ve öğretim yılının ilk yarısında çalışanlar ile çalışmayanları ayırt eden karne her bir öğrenci için o kadar kıymetlidir ki… Pek çoğumuz yaşımıza, boyumuza postumuza bakmadan karnelerimizi saklarız… Bizim kuşaklar hatırlar. Karnenin sağında davranış biçimlerimizin değerlendirildiği bir bölüm vardı eskiden. O bölümde yer alan “Hal ve gidiş” notu da bulunurdu. Ailelerin pek çoğu karneyi eline aldığında notlara şöyle bir göz gezdirdikten sonra öbür sayfaya geçer “Hal ve Gidiş” notuna bakardı. Orada “Pekiyi, İyi, Orta ve Zayıf” ibarelerinden biri yer alırdı. Aslında karnenin asıl notu da oydu…
Ortaokula terfi ettiğinizde ise karnenin sağ alt köşesinde “Ahlak notu” bölümü bulunurdu. “Ahlak notu” kırmızı kalemle yazılırdı. Sebebi ise dikkat çekmekti. Orada genel olarak derslerdeki başarınızdan çok okuldaki öğretmenlerinize, arkadaşlarınıza ve dışarıdaki davranışlarınıza göre bir davranış notu yer alır ve o not o günkü ifade ile 10 üzerinden değerlendirilirdi. Eğer kırmızı kalemle Ahlak Notu’nun karşısında 10 yazıyorsa o sizin her şey demekti.
Eğer okul disiplinini bozacak bir davranış sergilemişseniz ve “Okul Disiplin Kuruluna sevk edilmişseniz , Kınama, ihtar ve uzaklaştırma“ cezalarından birini almışsanız notunuz önce 9’a, sonra 8’e ve son olarak da 7’ya indirilmiş demekti. Eğer uzaklaştırma almışsanız oradaki notunuz 7 olarak yazardı. Asıl not oradaydı… Eğer “Ahlak notunuz” düşükse yılsonunda her hangi bir dersten zayıfınız varsa Öğretmenler Kurulu’na giremez ve direk sınıfta kalabilirdiniz. Bizde hikaye çok, anlatılacak hatıra epeyce uzun… Karne deyince gözümüzün önünden film şeridi gibi geçip gitti işte… Ha birde o yıllarda veli okul idaresinin ve öğretmenlerin en büyük destekçisi idi…
Peki, bugün durum nasıl? İşin çok net bir tarafı var ki “Hal ve Gidiş” fena… Bugün nerede ise her şey velinin iki dudağının arasında. Velilerin gölgesi hem okul idarelerinin ve öğretmenlerin üzerinde kabus gibi… Öğrencinin en küçük incinmesinde hemen öğretmene, idareye, olmazsa CİMER’e başvurularda bulunuluyor, öğretmenin anasından emdiği süt nerede ise burnundan getiriliyor. “Çocuğuma yan baktın, ayrımcılık yaptın, haksızlık etmişsin!” türünden şikayetlerin bini bir para…
Bizim öğrencilik yıllarımızda okullarda şiddet diye bir kavram yoktu. Ama ne zaman öğretmenin hak ettiği değer erozyona uğramaya başladı, eğitimin merkezine veli-öğrenci sistemi oturdu işte o gün bugündür eğitim sistemi tepetaklak oldu. Deneme yanılma yoluyla sürdürülen eğitim sisteminin hemen iki yılda bir değişen bakanlar ile farklı modellere yönelmesi, öğretmenin eğitimden çok çocukların bakıcılığı rolüne büründürülmesi gerçekten sistemi çökertti.
Elbette değişimin en hızlı olması gereken alan eğitim olmasına rağmen eğitim sisteminin yap-boz tahtasına dönmesi veya döndürülmesi sadece çocuklarımızın değil ülkemizin geleceği açısından da endişe verici gelişmeleri de beraberinde getirdi. Hepimizin çocukları kıymetli, bizlerde anne-babalarımızın kıymetlileriydik. Ancak öğrenci merkezli-veli denetimindeki bir sistemin sağlıklı sonuçlar vermesi o kadar da kolay bir şey değil.
“Hal ve gidiş nasıl düzelir?” diye soracak olursanız, “Ancak öğretmenlerimize hak ettikleri değeri yeniden kazandırdığımızda” diye cevap verebilirim..