Zayıflık belirtisi olan şiddet, toplumun istisnasız her kesiminde görülen ve eğitim durumuna bakılmaksızın herkesin sergileyebileceği öfke durum bozukluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Narsizmi yüksek olan kişilerinin eleştirildiklerinde ortaya çıkardığı şiddet dünyada ve ülkemizde fiilen güçlü olanın güçsüz olana uyguladığı ve bu şekilde ondan üstün olabildiğini düşündüren davranışsal bozukluktur.
Fiziksel, psikolojik, duygusal, ekonomik gibi birçok çeşidi olan şiddet yüzünden Birleşmiş Milletlerin verilerine göre ise dünyada her saat başı 5 kadın ve kız çocuğu öldürülüyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan rapora göre ise her yıl her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor. Bu oranın kendi başına çok yüksek bir oran olmasının yanında OECD ülkeleri arasında en yüksek paya sahip olan ülkenin Türkiye olması da bir o kadar acı kısmı.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız platformunun 2010 yılından itibaren kayıt altına aldığı kadın cinayetleri sayısının tek azaldığı yıl İstanbul Sözleşmesinin imzalandığı 2011 yılıdır. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti, aile içi şiddeti önleme ve şiddetle mücadelede devletlerin yükümlülüklerini belirleyen bir insan hakları sözleşmesidir.
Sözleşmenin hazırlanmasında Türkiye’de büyük ses getiren Nahide Opuz davası önem taşımıştır. Nahide Opuz, kendisine ve ailesine şiddet uygulayan, tehdit eden kocasını devlet makamlarına 36 kez şikâyet etmesine rağmen bir yaptırım yapmayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı 15 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dava açtı. AİHM, 9 Haziran 2009 tarihinde Türkiye hakkında devletin vatandaşını koruyamadığı gerekçesiyle tazminat ödenmesi kararına hükmetmiş ve böylelikle Nahide Opuz davası, İstanbul Sözleşmesi’ne ilham kaynağı olmuştur. Türkiye 11 Mayıs 2011 tarihinde sözleşmeyi imzalayan ilk ülke olmasının ardından 20 Mart 2021 yılında sözleşmeden çekilmiştir. Nedenine ise İstanbul Sözleşmesi’nin, Türkiye'nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edilmesi gösterilmiştir.
Aslında Türk milletinin Orta Asya’dan beri süre gelen toplumsal ve aile değerlerinde kadının yeri oldukça saygın bir konumdaydı ve kadın erkek ile eşitti. Eski Türk devletlerinde aile içinde söz sahibi olmaktan, devlet yönetimlerinde bulunmaya kadar her alanda kadınlar oldukça etkiliydi. Hunlarda, kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak kabul edilir ve onsuz hiçbir şey yapılmazdı. Hatta öyle ki, Kağan’ın emirnamelerinde “Kağan buyruğu” ifadesi yalnız yer alır ve kağanın hatununun adı kaydedilmezse o emirname geçerli sayılmazdı. Yabancı ülke elçileri sadece kağanın huzuruna çıkmazlardı. Elçilerin kabulü sırasında hatunun da kağanın yanında olması mutlak kuraldı. Bizim asıl örf adetlerimiz kadının öneminin vurgulanması ve korunmasıdır Çünkü Türk adet ve geleneklerine bağlı kalmak bunu gerektirir.
Eskişehir’de son bir haftada 2 kadına şiddet haberi aldık. Bu oran koruyucu tedbirlerin alınmaması ve uygulanmaması ile birlikte gitgide artmaktadır. Keşke bir şeyler için her fırsatta gelenek göreneklerimizi öne sürmeden tarihimize bir baksak ve kadının asıl yerinin toplumun merkezi olduğunu anlasak ve bu bilinci kolektif bir şekilde toplumun her kesimine aşılasak.
Böyle yapabilirsek her gün kadına şiddet haberleriyle uyanmak zorunda kalmayız belki de.
Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi Kahraman Türk kadını yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıktır.