Bu hafta sonu eksiği ile fazlasıyla eğitim ve öğretim yılı sona eriyor. Ülke genelinde milyonlarca Eskişehir’de de yaklaşık 150 bine yakın öğrenci yaz tatiline girecek. Karneler alınacak traşlar öne dökülecek. Pandemi döneminde yaklaşık 2 yıl gibi uzun süre eğitim ve öğretimdeki kayıplarımızın ardından bu yılda yine aynı kuşağı derinden etkileyen 6 Şubat depremleri ile ortaya çıkan özel durumu da göz ardı edemeyiz. Bir siyasetçi kendi dönemlerini tanımlarken “Bak şu Allah’ın işine verdikçe veriyor!” demişti ya. Tersinden bakarsak bu kuşağın talihsizliği de bu.

Karne dönemi geldi çattı. Karne dönemleri genelde çocuklar için “ödül” beklentisinin yüksek olduğu günlerdir. Bizim çocukluğumuzda başarılı bir karne almanın karşılığı “simit satılmasına izin verilmesiydi ya” neyse. Çocukluğumuzda satacağımız simitten kazanacağımız paranın kenarından yiyip içme olacak diye ne sevinirdik. Bizim çocukluğumuzda okul tatil olunca aile bütçesine katkı yapmak için ya çıraklık, çaycılık, ya koyun kuzunun başına geçerek ya da büyüklerin yanına tarlaya yardıma giderek çalışma hayatı başlardı. TV’de reklamları görmesem karne dönemini falan hatırlayacağım yok da… O heyecanı unutalı yıllar oldu.

TV reklamlarında dikkatimi çekti. Karne hediyesi diye bahsedilen ürünün fiyatı 14 Bin 900 küsur TL, “yuh ya!” diyeceğim geldi. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki çalışanların yüzde 50’si asgari ücretli, 15 milyon emeklinin büyük kısmı 7 Bin 500 TL civarında ücret alıyor. Bir karne hediyesi düşünün ki; 15 bin TL’den 10 TL eksik. Buna “yuh” demeyelim de ne diyelim?

Bir taraftan nüfus yaşlanıyor diye en az “üç çocuk” tavsiyesi, diğer yandan asgari ücretle geçim çilesi. Değil iki, ya da üç çocuğu okula göndermek ve onlara karne hediyesi almak; bir çocuğa karne hediyesi almak aile bütçesinin üzerindeyse geldiğimiz noktaya iyi bakmak lazım. Bu nasıl iştir?

Bir “karne hediyesi” için iki maaş verilebilir mi? Ne yazık ki bizim ülkemizin bugünkü acı gerçeği ile reklamlarda olmasa yüzleşme imkanı bulamayacağız. Bakın bunları eleştiri, muhaliflik vesaire olarak değerlendirmeyin. Dertler ortak, sıkıntılar ortada o sebeple durum tespiti yapmak gerek. Bu iş ekonomik gerçeklerimizle nasıl çözümlenir? Kafamızı kuma gömerek, ya da sorunları halının altına süpürerek hiçbir şeyi çözemeyiz.

Yukarıda anlatmaya gayret ettim, ülkenin bir önceki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Bilgin “Asgari ücretli kesimin yüzde 40’lar civarında” olduğunu kendisi rakamlar ile açıklamıştı. Ülkenin çalışan nüfusunun bu rakamlar üzerinden geçim savaşı verdiği dönemde karne hediyesi olarak önerilen bir telefon fiyatının 15 bin TL civarında reklam yapması gerçekten iç acıtıcı değil mi?

Ve 85 milyonluk ülke nüfusunun 16 milyonunun emekli olduğunu ve emekli maaş ortalamasının da asgari ücretin altında olduğunu düşündüğünüzde “dedelerden torunlara” nasıl karne hediyesi ya da harçlığı hayal(!) edersiniz? Yaklaşan kurban bayramı öncesi eğer bir değişiklik olmazsa 2 Bin TL’lik bayram ikramiyesine karşılık en küçük kurbanlık fiyatının da 7 Bin TL civarında olduğunu düşündüğünüzde de bir başka gerçekle yüzleşiyorsunuz.

Bir reklam filminden nerelere geldik? Sosyal barışı tehdit eden gelir adaletsizliği ve hayat pahalılığı üzerinden çok acil çözümler üretilmeli ve toplumun geniş kesimlerinin de rahatlatılması konusunda çalışmalar yapılması temennimizdir. Umarız kısa sürede alınan önlemler ve ortaya konan çözümler toplumsal rahatlamayı sağlayabilir…