Geçtiğimiz günlerde “Biz yaşamıyor muşuz” başlıklı yazımda bir bardak çayın fiyatı üzerinden bazı değerlendirmeler yapmıştım. Tam bu hikayelerin üzerine kuru çay fiyatlarına yapılan zam da işin tuzu biberi oldu.
Dün öğleden sonra telefonum çaldı. Arayan sevgili dostum, kardeşim Şeker-İş Sendikası eski Şube Başkanı Davut Köroğlu idi. Köroğlu ile nerede ise sendika şube başkanlığından ayrıldığı günden bu yana hiç görüşmedik desem yanlış olmaz. Her neyse telefonda sohbet ettik biraz. “Biz yaşamıyor muşuz” yazısı üzerinden epey espri yaptık. Kendisi Odunpazarı’nda eski Anadolu Kültür Derneği Başkanlarından sevgili Ayhan Boz ile beraber olduklarını belirterek; “Biz Odunpazarı’nda Ayhan ağabey ile muhtarın kahvede çay içiyoruz” dedi. Çay muhabbetini epey uzattık, derken Sevgili Köroğlu ve Boz ile muhtarın kahvede uygun fiyata çay sohbeti yapmak üzere sözleştik.
Çay dedik ya, kuru çay fiyatlarına gelen zammı göz ardı etmemek gerek. Dün üç harfli marketlerden birine gittim. Amacım hem çay fiyatlarına göz atmak hem de uygun fiyatlı çay varsa birilerinin yaptığı gibi bir fırsatçılık(!) yapayım istedim. Elbette fırsatçılık tarafı şaka da, şöyle bir çay reyonuna baktım. Reyon bomboş, sadece yarım kiloluk 10 tane yani toplamda 5 kilogram çay var. “Zam haberini alanlar mı reyonu boşaltmış, yoksa üç harfli mağazanın yöneticileri mi çayları geri çekip stoklamış bilemedim.” Eski fiyatıyla karşılaştırdım kilo başına tamı tamına 16 TL zam gelmiş. Daha önce kilogramını 47 TL’den aldığım sıradan çayın fiyatı 63 TL’ye yükselmiş. Şaşırmadım.. İki adet yarım kilogramlık yani toplamda 1 kilogram çayı ve birkaç parça başka ürünler ile kasaya yaklaştım. Kasiyer kızımız, “Çayı iki ayrı fişte alacağım” dedi. Sebebini sordum. “Çay alımlarının tek paketle sınırlandırıldığını” söyledi. Bu sözü duyunca diyecek bir şeyde kalmıyor. Kime derdini anlatacaksın?
Bugün çaya, yarın şekere, bir başka gün yağa benzeri bir uygulamanın olmayacağını kim garanti edebilir? Hani ne diyordu “Adsız şiir” adlı mısralarında şair Abdurrahim Karakoç, “Yazı mıdır? Kaza mıdır? Ceza mı? Cümle şelek garibanın sırtında. Ateş yakmış kaynatıyor kazanı. Kalleş felek garibanın sırtında. Eksik olmaz derdi, gamı, belası; Of çektikçe gurbetleşir sılası. Sabah akşam boz toprağın çilesi. Evlek evlek garibanın sırtında. Yediği zulümdür, içtiği zehir... Bilmez kimden kime eylesin kahır. Gün olur imzadır, gün olur mühür Tekme, değnek, garibanın sırtında.”
Çaya, sigaraya ve alkollü ürünlere zam tamam. Akaryakıt ürünlerine doların seyrine göre günlük zamlarda tamam, gerisi. İşte onu kestiremiyoruz. 7 Bin 500 TL emekli maaşı, 8 Bin 506 TL asgari ücret ve üst üste gelen zamlar, “Harca, harca bitmez!” Bütün bunları yazınca yakın çevremizden “muhalif Mehmet ağabey” sesleri de yükselmiyor değil. Derdimiz durum tespiti yapmak ve çözüm üretimine katkı yapmak
Merak ettiğim şey bugüne kadar bizi böyle değerlendiren arkadaşların “Nerede konumlandırdıklarını” da merak etmiyor değilim hani. Derler ya doğru söyleyeni “dokuz köyden kovarlar.” Bazı eş, dost ve tanıdıklarımız ciddi ciddi tavır koymaktan da geri durmuyorlar hakikati söylediğinizde. Böyle durumlarda hemen; yaftalamak, karşı tarafa itmek bir toplumsal inceleme gerektiren davranış biçimidir gerçekten. Çünkü hayatımız boyunca öyle dönemler yaşadık ki hiçbir zaman bu konumlara düşmedik. Yapılan ve söylenenlerden rahatsız oluyor muyum? Asla! Varsın olsun, biz dostlarımızı öyle ucuz şeylere değişmedik, değişmeyiz de. Değişenler de kendisi bilir..