Seçim maratonu nihayet sonlandı. Kazanan belli. Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 yıllığına makamını koruma başarısı gösterdi. 2002’den bu yana zaman zaman partisinin oyları düşmesine rağmen yeni bir “seçim zaferine” daha imza attı.

Bir yarışın kazananı varsa kaybedeni de var elbette. Kim kaybetti? Fatura kime kesilir? Takip edebildiğim kadarıyla hedefteki isim, daha düne kadar bir kısım muhalif seçmenin ve CHP tabanının destek verdiği ve lehine çalıştığı Kılıçdaroğlu. En yukarıdan, en aşağıya dün sabahtan itibaren “değişmeyen tek şey değişimdir” diyerek başlatılan bir kampanya var. Yani seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu hedef tahtasına oturtulmuş görünüyor. Türkiye‘de bu çok normal beklenen bir gelişme. Kılıçdaroğlu eleştiriliyor. Ancak eleştirilmesi gereken bir başka kesim daha var. O da Tv ekranlarından işgal ettikleri köşelerden Kılıçdaroğlu ve ekibine sürekli “kazanıyorsun, kazandık” gazı veren sözüm ona çokbilmiş tatlı su aydınları. Yeter mi? Yetmez!... Kendilerini araştırmacı-yazar kılıfıyla pazarlayanlar var ya, işte onlarda aslında hedef tahtasına oturtulması gerekenler arasında yer alıyor. Hayatında hiç sahaya çıkmamış, vatandaşın arasına karışmamış isimlerin yaptıkları yorumlarda kafaları karıştırdı. Bu arada muhalefet kanadında hesaplaşma ve doğrusu değerlendirmeler yapılması normalde, kaybederken kazananlarda var. Kim onlar? Demokrat Parti 3, bugüne kadar hiç kendi amblemi ile seçime katılmamış Babacan’ın DEVA Partisi 15, yine hiç seçim geçirmemiş Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi 10, Temel Karamollaoğlu’nun Saadet Partisi 10 milletvekilliği elde ederek “kaybedenler kulübünün kazananları” oldular.

Şimdi muhalefet açısından, “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi!” demek istemezdim. Ancak gerçek böyle idi. İlk tur seçimlerinin iktidar tarafındaki stratejisi Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması ihtimaline karşı TBMM çoğunluğunun elde edilmesine yönelikti. İkinci tur öncesi zaten avantaj Cumhurbaşkanı Erdoğan’da idi. “Bunu söylemiştim” demekten nefret eden biri olarak defalarca yazdım. Benim gördüğümü birilerinin görmemesi mümkün mü? Son düzlükteki söylem değişikliği muhalefet açısından her şeyi ortaya koymaya yetip de artıyor zaten. Özetin özeti bir şeyi yazmazsam içimde kalır, yüzde 5.17’lik muhalif seçmen oyunun yüzde 1.5 kadarını alabilen yeni bir strateji için çok mu uğraştınız acaba?

Bu satıların yazarını bilenler bilir ki,“düşene bir tekmede ben atayım” diyenlerden değildir. Nasılsa elimize geçirdik birini tarumar edelim mantığını da bir kenara koymalıyız. Burada esas olan seçmenin tercihine saygı duymak herkesin asli görevidir: Bunu muhalefet kaybettiği için değil, aynı şekilde iktidar partisi kazandığı için de söylüyorum.

İktidar açısından en tehlikeli şey söylemlerin sertliğinin devam etmesidir. Muhalefetin tüm başarısızlığa rağmen yüzde 48’nin konsolide olabilmesi tamamen iktidarın söylemlerinden kaynaklanmaktadır. Kazanan elbette sevinmelidir. Ancak iktidar açısından benim eleştirdiğim en önemli şey miting meydanlarında ve sahada kullanılan dildir. 85 milyonun kardeşliğine vurgu yaparken, ülkenin yarısına yakın kısmına muhalefeti eleştiriyorum söylemi üzerinden ağır ifadeler ile yüklenmek çok da kabul edilebilir bir dil değildir. Yaptığınız pek çok hayırlı işi onaylayan ancak kullanılan dil dolayısıyla kendisini o hayırlı işlerin mimarları arasında görmeyen insanların tepkilerini de anlamaya çalışsanız aslında “fabrika ayarlarına” dönmüş olacaksınız. Fabrika ayarlarına illa geçmişteki kadrolar ile değil, yenilenen ancak dili itibariyle de karşıdakileri anlamaya çalışan kadrolar eliyle dönmekte mümkündür. Zira bu ülkenin zayi edilecek tek bir insanı bile yoktur..