Türkiye’de kentleşme oranının son yıllarda inanılmaz boyutlara ulaşması ve tarım alanlarının hızla terk edilmesi yeni bir düzenin habercisiydi. Vatandaşın daha rahat ortamlarda yaşama isteği bir dönem kendi kendine yetebilen dünyanın 7 ülkesinden biri olan Türkiye’yi bir anda artık tarım ve hayvancılık ürünlerinin ithalat cennetine dönüştürdü.

Durum öyle bir hal aldı ki bakanların bile dile getirdiği, Suriyeli ve Afgan göçmenlerin tarım ve hayvancılık sektöründeki iş gücü açığını kapattığına dair görüşler, tarım sektöründe derin bir işçi krizi olduğunu ve bu işlerin yerli iş gücüyle yapılamadığı iddialarına çözüm aranıyor. Konuyla ilgili olarak çözük odaklı bir akademik çalışma yapılmış.

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi liderliğinde hayata geçirilen proje, Türkiye genelinde 40 bin genci modern tarım ekosistemiyle buluşturmayı hedefliyor. Genç üreticilere çiftlik kurulumunun yanı sıra asgari ücretin üç katına varan maaş desteği sağlanırken, başarılı işletmelerin mülkiyeti belirli bir süre sonunda gençlere devredilecek.

Türkiye’de tarımsal üretimin sürdürülebilirliği noktasında en kritik sorunlardan biri olan "genç nüfusun kırsaldan uzaklaşması", akademik ve teknolojik bir çözümle aşılıyor. Projenin en dikkat çeken yönü, genç üreticilere sağlanan finansal güvenlik kalkanı. Pilot uygulama kapsamında çiftlik kuracak gençlere; bekârlar için iki, evliler için ise üç asgari ücret tutarında aylık maaş ödemesi yapılacak.

Yani özetle meselenin çözüm noktası olarak başlatılan maaşlı çifti olma önerisi tutar mı? Tutması için herkesin taşın altına elini koşması gerekiyor. 2 veya 3 asgari ücret tutarında bir maaş bu uygulama için cazip gelebilir mi? İşte soru burada düğümleniyor. Çünkü emek yoğun bir çalışmanın aynı zamanda teknoloji ile buluşturulması mantıksal olarak uygulanabilir gibi görünse de örnek projeler hayata geçmeden çok kolay bir gelişme olarak durmuyor. İnsanları üretime teşvik etmek, üretimin verdiği hazzı insanlara tattırmak gerek… Çünkü bizim ülke olarak üretmekten başka bir çaremizin olmadığını hepimiz biliyoruz. Üretmeliyiz, üretimi teşvik etmeliyiz.. “Köylüyü milletin efendisi” yapacak onurlandıracak adımların atılması için daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor. Zira dünyanın geldiği nokta gıda güvenliği ve yarınlara dair bir hayallerin gerçeğe dönüştürülmesinden başka bir şey değil.

Biz yıllarca köylüyü, çiftçiyi, hayvancılıkla uğraşan insanlarımızı ne yazık ki başımıza taç edemedik. Uçsuz bucaksız ovaları, dağları, ormanları bugünde vahşi madenciliğe kurban etmek isteyen zihniyetle üretimi teşvik eden mantığı savaştırıyoruz. Hani o bağda, bahçede gezen ve sonra sıcacık yumurta veren tavuklarımıza bile kıydık. Memleketin meralarında otlayıp süt veren ineklerimizi kasaba göndermek zorunda kaldık. İnsanımızı üç-beş kuruşluk ücretlerle ile sanayinin çarkları arasında mahkum ettik. Ürettiği için mağdur olan insanlarımızı hor gördük… Tarlaya ekilen buğdayın, bahçeden sökülen ıspanağın, soğanın, dalından koparılan domates, biber ve salatalığın, dalından alamadığımız şeftalinin, elmanın, ayvanın kıymetini bilemedik.

Ve geldiğimiz noktada filmi başa sarma ihtiyacı hissediyoruz. Maaşlı çiftçilik çok kıymetli olabilir ama tutar mı, tutmaz mı, bu projenin arkasında ne kadar durulur bunu zaman içerisinde göreceğiz. Sahi siz olsanız maaşlı çiftçi olur musunuz?