Türk siyasi hayatının bir dönemine damga vurmuş önemli isimlerden Hüsamettin Cindoruk hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin. Her siyasetçi gibi onun da yaptıkları, yapamadıkları, tercihleri ve hataları elbette konuşulacak, tartışılacaktır. Bu, siyasetin doğasında var. Ancak bazı isimler vardır ki, tüm bu tartışmaların ötesinde, belli şehirlerde bıraktıkları izlerle hatırlanır. Cindoruk’un Eskişehir için anlamı da tam olarak budur.
Siyaset sahnesinde birçok kişi onu Eskişehirli bilir. Oysa nüfus kayıtları başka şey söyler. Ama mesele her zaman nüfus kâğıdında yazan değildir. Bazı aidiyetler vardır ki, doğduğun yerden değil, gönül verdiğin yerden doğar. Cindoruk, işte o nadir isimlerden biriydi. Eskişehirli değildi belki ama Eskişehirliden daha fazla Eskişehirliydi. Çünkü o bu şehrin “eniştesiydi.” Ve Anadolu’da “enişte” olmak, sadece bir akrabalık bağı değil; aynı zamanda sahiplenmenin, korumanın, kollamanın da adıdır.
19’uncu dönem Eskişehir milletvekili olarak görev yaptığı yıllar, şehrin kaderinin yeniden yazıldığı bir döneme denk gelir. O yıllarda Eskişehir bugünkü gibi bir cazibe merkezi değildi. Tek merkez ilçesi olan, nüfusu henüz milyon sınırına dayanmamış, potansiyeli yüksek ama imkânları sınırlı bir Anadolu kentiydi. İşte tam da bu noktada Cindoruk devreye girdi. Eskişehir’in “büyükşehirler sınıfına” dahil edilmesi bugün geriye dönüp bakıldığında teknik bir idari karar gibi görülebilir. Oysa o günün şartlarında bu, ciddi bir siyasi irade ve mücadele gerektiren bir adımdı. Merhum Belediye Başkanı Selami Vardar döneminde çıkarılan yasa ile Eskişehir’in büyükşehir statüsü kazanması, şehrin gelişim yolculuğunda bir kırılma noktası oldu. Bu sürecin en güçlü siyasi destekçilerinden birinin, o dönemde TBMM Başkanı ve Eskişehir Milletvekili olan Cindoruk olduğu tartışmasız bir gerçek.
Büyükşehir olmak sadece bir unvan kazanmak değildi; aynı zamanda kaynaklara erişim, planlama gücü ve yatırım kapasitesinin artması demekti. Bu imkânların sahaya yansıması ise kısa süreli de olsa belediye başkanlığı yapan Aydın Arat döneminde kendini göstermeye başladı. Altyapıdan üstyapıya, şehir planlamasından hizmet kalitesine kadar birçok alanda atılan adımlar, bugün Eskişehir’in düzenli ve yaşanabilir bir şehir olarak anılmasının temelini oluşturdu. Üniversitelerin gelişiminin önünün açılması, akademik hayatın desteklenmesi ve Eskişehir’in bir “üniversiteler şehri” kimliğine kavuşması da o dönemde atılan adımların sonucudur.
Eskişehir’in bir başka özelliği daha vardır: Bu şehir, kendisine hizmet edeni unutmaz. Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin… Eğer bu şehre bir taş üstüne taş koymuşsa, Eskişehir onu bağrına basar. Tıpkı kısa süreli milletvekilliği yapmasına rağmen şehrin sorunlarının çözümü için somut adımlar atan merhum Kemal Unakıtan gibi… Unakıtan’ın “Eskişehir’e hizmet için hazinenin tozu yeter” sözü, aslında bu şehre duyulan aidiyetin en sade ama en güçlü ifadesiydi.
Cindoruk ve Unakıtan… İkisi de Eskişehir doğumlu değildi. Ama bıraktıkları iz, birçok doğma büyüme Eskişehirlinin bıraktığından daha derin oldu. Çünkü mesele nerede doğduğun değil, nerede iz bıraktığındır. Siyasetçi için de asıl ölçü budur.
Siyaset, uzun ve zorlu bir yolculuktur. Güç gelir geçer, makamlar el değiştirir, unvanlar unutulur. Ama geriye kalan tek şey, insanların zihninde ve gönlünde bıraktığın izdir. Kimi isimler vardır ki ardından hayır dua edilir, kimi isimler ise daha yaşarken unutulur.
Ve belki de siyasetin en anlamlı tarafı tam olarak budur: Gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek…