Eskişehir’in soğuk bir akşamıydı…
Gökyüzü ağırdı.

Yağmur yağıyordu.

Usul usul adeta şehrin ruhuna sızan bir çisilti…

O an kimse tahmin etmiyordu.

Sıradan bir gün, sıradan bir yağmur neticede…
Ama bazen hayat en sıradan bir an da insanın içinde biriktirdiklerini dışarı taşırır.
İşte o gün o polis memurunun da içindeki fırtınayı o yağmur tetiklemişti…

O kapalı hava sızdırmıştı.

Tramvayın önünde durdu.
Etrafında insanlar şaşkın bakıyor.

Kimi merakla yaklaşıyor, kimi telefonuna sarılıyor.
Öfkenin insanın içine bir an da hücum ettiği o anlar vardır ya…

İşte tam öyle bir an…
Ama o öfke düşünmeden konuşanların öfkesi değildi.

Birikenlerin, görüp susmak zorunda kalan bir kamu görevlisinin yüreğine yüklenen ağırlığın öfkesiydi.

Ve konuştu.
Sesi yağmurun ritmini kesti, şehir sustu bir an!

Hayat kısa süreliğine durdu.

Şöyle bağırdı:

“Öcalan’a ‘sayın’ deme yarışına girerek yol yürüyenler mutlaka kaybederler. Her gün örgüte yakın olan insanlar sinir uçlarımızı kaşıyor. Öcalan çıkacakmış, Güneydoğu Anadolu Kürdistan olacakmış… Bunlar hayal. Son sözü Türk milleti söyler. Bu süreç başladı başlayalı uyku uyuyamıyorum!”

Bu cümleler, bir memurun değil, bir vatandaşın, bir evladın, bir babanın, bir kardeşin isyanıydı.
Devletine emek vermiş bir polisin, artık taşıyamadığı yükü gözlerinin önünde parçalara ayırışıydı.


Sinir uçlarıyla oynandığı hissi toplumun her kesiminde yükseliyordu.
Ve aslında herkesin yüreğinde dile dökülmeyen bir şeyler vardı.
O polis yağmurun ortasında bir an da o söylenemeyenlerin sesi oluverdi.

Ama ülkede bazı gerçekler vardır:
İsyanın haklı olup olmaması değil, hangi makamdan çıktığı önemlidir.

Görüntüler yayıldıktan kısa süre sonra Eskişehir Emniyet Genel Müdürlüğü açıklama yaptı!
Polis memuru görevinden uzaklaştırıldı, hakkında inceleme başlatıldı.

İşte en acı olan buydu.
Toplumun bir kesimi onu alkışlarken, disiplin mekanizması başka yönde işlemeye başladı.

O ise geri adım atmadı.
Sosyal medya hesabından şunu yazdı:

“Adım gibi onur duyarım.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaşasın büyük Türk milleti.”


Bir insan bazen kimliğinden değil bir anlık cesaretinden tanınır.
Ve o polis, o yağmurlu akşam…
Sadece bir polis memuru değildi.

Bu ülkenin ruhundaki çatlakları gören, duyan, hisseden bir vatandaşın çığlığıydı.

Belki görevden uzaklaştırıldı…
Belki disiplin soruşturması açıldı…
Belki de meslek hayatı eskisi gibi olmayacak…

Ama bir gerçek var ki!
Ülkede bazen bir insanın söylediği bir cümle, koca bir toplumun içindeki sesi yankılar.

O polis memuru da işte bunu yaptı.
Tramvayın önünde durdu, yağmurun altında sözleri yükseldi, herkes duydu…
Ve belki de uzun zamandır ilk kez kamu düzeninin içinden bir ses bu kadar çıplak, bu kadar gerçek, bu kadar sarsıcı duyuldu.

Adı Onur’du…
Onur o gün Eskişehir’de yağmurun altında sadece kendi isyanını değil, bu milletin derinlerinde biriken kaygıyı haykırdı.

Ve bazen bir ülkede en yüksek ses ıslanan bir montun içindeki Onur’dan yükselir.

Eskişehir’den yükseldi…

Bir polisten yükseldi…

Cesurca ve onurluca…

***********************************************************************

Kuantum Özge der ki:

“Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste…”