Malum Aralık ayındayız. Eskiden beri söylenen bir söz var, “Mart ayı dert ayı” diye halbuki “Aralık ayı dert ayı” olarak ilan edilse hiçte fena olmaz. Zira Herkesin gözü Aralık ayında. Emeklinin, asgari ücretlinin kamu çalışanlarının gözü Aralık ayında. Peki, ne olacak Aralık ayında? Tırnak içerisinde “Asgari ücret” belirlenecek, emeklinin ve kamu çalışanlarının maaş artış oranları belli olacak. Bizim dışımızda hangi ülkede böylesine bir merak vardır? Ben bilmiyorum. Bilen varsa anlatsın. Zira gelişmiş ülkeler diye tanımladığımız ülkelerin hiç birinde Aralık ayının bu kadar tartışmalara gebe olduğunu söyleyemeyiz. Zira kurallar ve kurullar işler. Bizde de kurallar ve kurullar işliyor ama nasıl?
15 kişiden oluşan asgari ücret belirleme komisyonunun 5 tanesi işveren, 5 tanesi hükümet, 5 tanesi de çalışan kesimlerin temsilcilerinden oluşuyor. Patronlar açısından bakarsanız “Ne kadar az verirlerse o kadar iyi” hükümet açısından değerlendirirseniz “Sıkı para politikalarına uygun bir ücret tespiti” politikası, geriye kalan 5 çalışan temsilcisinin oyu zaten hiçbir şeye yetmez. Emekliler açısından bakarsanız yıl boyu yüksek seyreden enflasyonun yılbaşında belirlenen hedefler ile uyum içerisinde gerçekleşmesi için gerekli önemlerin alındığını da düşünebilirsiniz? Bizde kurumlarda kurallar da böyle işliyor. Bu arada bütçe görüşmeleri devam ederken üst düzey bürokratlar için “geçinemedikleri” gerekçesi ile 30 Bin TL’lik seyyanen zam sıkıştırması kamuoyundan yükselen tepkiler sebebiyle geri çekilmiş. Bugün bütçede uygun görülmeyen teklif için muhakkak ki yeni bir formül(!) bulunabilir. Yani karar vericiler size ne kadar geçim ve yaşam hakkı tanıyorsa ona razı olmak zorundasınız demektir? Yine eskiden “Kepçeyle alıp kaşığın sapıyla dürtmek” diye bir tabir vardı. Bu defa kepçeyle birilerinin cebine aktarılmak istenen kaynaklar kamuoyunda oluşan tepkiler sebebiyle geri tepti.
Keşke her tepkiye bu kadar duyarlı olsalar. Ama ne yazık ki başka konulardaki tepkilere “görmedim, duymadım, bilmiyorum” cevabı vererek “ahraz” kesilmekten kaçınmıyorlar. Yahu açlık sınırının belirlenen rakamlar ile 30 Bin liralara dayandığı şu günlerde asgari ücret için hala “yüzde 20 mi, yoksa yüzde 25 mi zam yapalım?” tartışmalarının çok mantıklı olmadığını en az bizim kadar karar vericilerde biliyor. 20 bin liranın altında emekli maaşıyla insanlara “hadi geçinin” diyebilenlerin o insanların ihtiyaçlarını nasıl karşıladıklarını bilip bilmediklerini sorgulamak gerekir.
Bugün ülkede çok açık geçim derdi diye çok önemli bir dert var. Bin türlü siyasi tartışma ile üstü örtülmek istenen bu geçim kaygısının sonlandırılması için sosyal devlet ilkesi ve en önemlisi gelir adaletsizliğinin giderilmesi için atılacak adımlar belli iken toplumun katmanları arasındaki uçurumu arttıracak önlemler ile “enflasyonu bitirmeyi” planlayanların yanıldıkları gün gibi aşikar. Merkezinde insan olmayan her ekonomik politika iflas etmeye mahkumdur. Zengini daha çok zengin eden, fakiri daha fazla ezen düzen adaletli bir düzen değildir. Garibanın, fakir-fukaranın hiç kimsenin ekmeğinde gözü yok. Garibanın derdi yaşayacak kadar bir gelirden başkası değil. Merkezine insanı almayan her politika iflas dedik ya işte bu yüzden her 10 yılda bir aynı ekonomik krizler ile boğuşmamızın asıl sebebi de budur. Fakirden alıp zengine vererek enflasyonu engelleyemezsiniz? Emekliyi, asgari ücretliyi seçim dönemlerinde kısa süreliğine umutlandırıp seçim kazanabilirsiniz ama…
Araştırmalar gösteriyor ki her üç gençten birisi üretimin dışında ve yine milyonlarca üniversite mezunu genç karın tokluğuna belki bir gün iyi bir iş bulurum umuduyla bir mesleklerinin dışında bir yerlerde çalışmak zorunda kalıyorsa “kaşık da işe yaramaz kepçede!”