Eskişehirspor Başkanı Ulaş Entok ile basın toplantısı öncesinde, basın mensuplarıyla birlikte yaklaşık 15 dakikalık bir sohbet etme imkânımız oldu. Yüzündeki ifade; üzgün, içine atmış ve belli ki bazı konulara karşı da oldukça sinirliydi. Ne kadar kabul etmese de, üzüldüğünde gözlerinin dolduğunu fark etmemek mümkün değildi.

Konuşmasında yer yer serzeniş vardı. Hem taraftara hem de basın mensuplarına birlik ve beraberlik çağrısı yaptı. O an not almaktan çok anlamaya çalıştım. Çünkü bu kez Ulaş Entok yalnızca bir kulüp başkanı gibi konuşmadı; yük taşıyan, yorulan ama vazgeçmeyen bir insan gibi konuştu.

Eskişehirspor’un ilk yarıyı 30 puanla, üçüncü sırada tamamlaması kâğıt üzerinde kötü bir tablo değil. Ancak futbolu yalnızca puan cetveliyle okumaya çalıştığımızda hep bir şeyler eksik kalıyor. Çünkü bu takımın hikâyesi, rakamların çok ötesinde. Sakatlıklar, cezalar, sıkışan fikstür, ekonomik darboğaz… Tribünde bağırırken akla gelmeyen ne varsa, kulübün kapısından içeri girdiğinizde aynı anda karşınıza çıkıyor.

Entok’un sözlerinde beni en çok etkileyen şey, “bahane üretmiyorum ama gerçekleri de görmezden gelmeyelim” duruşuydu. Ne her şeyi tozpembe anlattı ne de enkaz edebiyatı yaptı. Balıkesirspor maçını açık açık “bize yakışmadı” diyerek tanımladı. Bence bu cümle çok kıymetli. Çünkü bazen taraftarın en çok ihtiyacı olan şey savunma değil, samimi bir kabuldür.

Bir kadın olarak şunu çok iyi biliyorum: Zor zamanlarda herkes senden güçlü durmanı bekler. Yıkılmadan, sızlanmadan, duygunu belli etmeden… Ama Entok’un konuşmasında küçük ama önemli bir detay vardı: kırılganlık. “Hepimiz hayal kırıklığı yaşadık” dedi. Başkan da, yönetici de, futbolcu da insan sonuçta. Bunu hatırlattı bize.

Bir diğer mesele birlik meselesi. Açık söylemek gerekirse bu şehir bu kelimeyi çok seviyor ama iş uygulamaya gelince çabuk unutuyor. Eleştirmeyi, hatta linç etmeyi seviyoruz; ama omuz vermeye gelince herkes bir adım geri duruyor. Entok’un “en büyük gücümüz geçen seneki birliktelikti” cümlesi bu yüzden çok anlamlı. Çünkü Eskişehirspor ne zaman ayağa kalktıysa, bu şehir gerçekten tek yürek olduğunda kalktı.

Ekonomi kısmı ise hepimizin canını sıkan gerçek. Para yokken hayal kurmak zor, para yokken sabırlı olmak daha da zor. Entok, her hafta aynı borç muhabbetinin dönmemesi için susmayı tercih ettiğini söyledi. Haklı mı? Belki. Ama bu suskunluğun yükünü de tek başına taşıdığını hissettirdi.

Bu yazıyı yazarken bir başkanı övmek ya da bir yönetimi aklamak gibi bir derdim yok. Sadece şunu söylemek istiyorum: Eskişehirspor yine kritik bir virajda. Bu virajdan ya birbirimizi yiyerek çıkacağız ya da birbirimize tutunarak.

Bu kulübün şu an en çok ihtiyacı olan şey bağırmak değil, dinlemek. Hakaret değil, sağduyu. Her hatada birini harcamak değil, birlikte toparlanmak.

Ulaş Entok’un açıklamaları bana şunu düşündürdü: Belki de bu sezonun en büyük sınavı sahada değil; tribünde ve şehirde verilecek.

Ve bu sınavdan geçmek istiyorsak, biraz daha sabırlı, biraz daha vicdanlı, biraz daha “biz” olmak zorundayız.