Şüphe, duyguların en kötüsü olsa gerek.
Duygular üzerine bir anket yapılsa, puanlama istense hiç düşünmeden “en kötü” kategorisine koyarım.

Çünkü şüphe kanıtlanmamış bir noktadır.
Anlatsan anlatamazsın, ikna etmeye çalışsan edemezsin.
Hatta bir süre sonra kendi duygularından bile şüphe etmeye başlarsın.

Öyle bir duygudur ki kanser hücresi gibi yayılır.
Önce eminmiş gibi davranır, sonra şaşırtır.
Ardından seni kendinle çelişkiye düşürür.
Yetmez bir de suçluluk duygusu yükler.

Kalbin emindir.
Ama sözcüklere gelince “şüphe” devreye girer.
Konuşturmaz, yakınlaştırmaz.
Hasta eder desem abartmış olmam.

Düşünsene.

Ortada bir done vardır.
Şüphe vardır ama kanıt yoktur.
Şüphelenen insan, çoğu zaman suçluluk duyar.
Ne kadar haklı olsa da, haksız olma ihtimalinin o yüzde birlik kısmı bile her şeyi altüst etmeye yeter.

İnsan işte o yüzde birin içinde kaybolur.
Aklı kalbinin önüne geçer.
Sorular çoğalır, cevaplar azalır.

Şüphe güveni kemirir.
Bir kez yerleşti mi vah ki vah!

En sağlam bağları bile çatlatır.
Artık ne söylenen yeterlidir ne de yapılan.
Hep bir eksik vardır, hep bir “acaba…”

Ve en kötüsü de şudur!
Şüphe, insanı yalnızlaştırır.
Karşısındakini suçlarken, kendini yorar.
İnanmak ister ama inanamaz.
Gitmek ister ama kalır.
Kalmak ister ama uzaklaşır.

Belki de bu yüzden şüphe en tehlikeli duygudur.
Ne tamamen vardır ne de yoktur.
İçten içe büyür, sessizce tüketir.


Şüphe ne sevgiye benzer ne mantığa.
Ne masumdur ne de haklı.
Sessizdir ama yıkıcıdır.
Bağırmaz ama sessizce çığlık atar.

Bir kez yerleşti mi insanın içine artık gerçeklerin önemi kalmaz.
Doğru da yetersizdir açıklama da.
Şüphe de gerçek değil, ihtimal vardır.
Ve ihtimal her zaman zehirlidir.

Çünkü haklı da çıksan zehirler.

Haksız da…