Bugün 6 Şubat Kahramanmaraş merkezili depremlerin yıldönümü… Sabah uyandığımızda yaşadığımız büyük acıların şaşkınlığı ile ne yapacağımızı bilemedik. 11 ili etkileyen ve ancak günler sonra ortaya çıkan büyük acı ve feryatlar karşısındaki çaresizliğimizi düşünüyorum. Resmi rakamlara göre 53 binden fazla canımızı kaybettiğimiz ve yüz binden fazla yaralımızın ortaya çıktığı büyük depremlerin yıldönümünde sadece hüznümüzü hatırlıyoruz. Enkaz altında kurtarılmayı bekleyen on binlerimizi, enkaz başında yakınlarından iyi bir haber almayı uman ve çaresizce yalvarıp yakaran çocukları, anneleri ve babaları düşünüyoruz. Üzerinden tam 3 yıl geçmiş acılar hala taze, hüzünler hala ilk günkü gibi yaşanıyor. “Yaralar sarılacak” denildi. Türkiye seferber oldu. Maddi kayıpların önemli bir bölümü yerine konulsa da, “Ne yürek yangınımız bitti, ne de gönül yaralarımız” iyileşti. Tıpkı 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde olduğu gibi…

Bugün bir deprem olsa(Allah korusun) diye düşününce kafamın içerisinde bambaşka senaryolar dönüyor. Empati yapıyorum. Ya aynı deprem Eskişehir’i de etkileseydi? Aynı acıları Allah korusun biz burada yaşasaydık kimden ne beklerdik? Aynı çaresizliği, aynı büyük hüznü yaşasaydık hayal bile edemiyorum. Aslında şöyle bir soru sormak istiyorum herkese,”6 Şubat depremlerinden Türkiye ve Eskişehir ne gibi dersler çıkardı, ne gibi önlemler alındı?” Bu sorunun sağlıklı bir şekilde cevabı var mıdır?

Örneğin Eskişehir olarak 6 Şubat 2023 depreminden sonra yapı stokumuzun ne kadarını yenileyebildik? Eskişehir’in riskli bölgeleri ile ilgili ne gibi çalışmalar yaptık? Bugün beklenen büyük İstanbul veya Marmara depremi öncesinde Türkiye genelinde ne gibi önlemler aldık? Sadece GSM şirketlerinin çuvallaması ile ilgili ne gibi gelişmeler sağladık, önlemler aldık?

Kentsel dönüşüm sorununu çözebildik mi? Kentsel dönüşüm denilence binaları yıkıp yerine daha gösterişli binalar mı yaptık? Mesela vatandaşı mağdur etmeden kalıcı sağlıklı kaç konut ürettik? Çok basit bir şeyi ifade etmekte yarar var. Eskişehir özelinde kentsel dönüşümde de, yeniden yapılanmada da insanların hala gelişmelere kendi çerçevelerinden baktıklarını söylersem haksızlık mı yapmış olurum? Ya da dönüşüm için hazırlanan çözüm odaklı projelerin kamuoyu tarafından yeterince tartışıldığını söyleyebilir miyiz?

Herkesin hesabı yarınlara dair değil, herkes “ben bugün ne kazanırım?” hesabı içerisinde. İş dünyası da müteahhidi de, vatandaşı da aynı hesabın içerisinde. Hatta bunun üzerinden derin siyasi hesaplarında yapıldığını görünce üzülüyorum. Aslında hepimizin üzülmesi gerekir. Belki siz bugün kazanırsınız ama yarınlarda çocuklarımızın yaşayabileceği acıları da hesap etmek durumunda değil miyiz?

Asıl mesele “insanı yaşatmakta!” Atalarımız ne diyor? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” Merkezinde insan olmayan hiçbir önlem, önlem değildir. Acıların çocuklarının yaşadıklarından gerekli dersleri çıkararak hem Eskişehir’ i hem de ülkemizi geleceğe hazırlamak için kolları sıvamanın vakti geldi de geçiyor bile. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif, “ Tarih tekerrürden ibarettir” sözüne verdiği karşılık tarihi ayarlarımızdan biridir. “Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey. Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”