CHP İl Örgütü tarafından 7 Şubat tarihinde bir “dayanışma gecesi” düzenleneceği duyurulduğunda takvimdeki tarihe bakmak yetti aslında.
6 Şubat depremlerinin yıldönümünün acısı henüz tazeyken, binlerce insanın mezar başında olduğu, enkazların hâlâ hafızamızda durduğu bir haftada eğlence organize etmenin hangi aklın, hangi vicdanın ürünü olduğunu sordum.
Bu soruyu sosyal medyamdan açıkça dile getirdim.
Ve beklediğimden çok daha büyük bir yankı oluştu.
Öyle ki CHP’nin kendi içi karıştı.
Gecenin iptal edilmesine kadar uzanan bir tartışma yaşandı.
Demek ki mesele sadece benim değil, çok sayıda partilinin ve vatandaşın da vicdanını rahatsız etti.
Sonrasında CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan gazetemizi ziyaret etti.
Kendisine bu geceye katılıp katılmayacağını sordum.
Katılacağını söyledi.
Ancak konuşma ilerledikçe, seçilen tarihten onun da memnun olmadığını açıkça hissettim.
Hatta bu organizasyonla ilgili kendisine danışılmadığını, bundan duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi. Gecenin eğlencesiz ve müziksiz yapılacağının kendilerine ifade edildiğini söyledi.
En azından müziksiz, gösterişsiz bir toplanma istemeye istemeye de olsa bir nebze anlayışla karşılanabilir.
Ama…
Dün bana ulaşan mesajlar gecede yer yer müzik çalındığını ortaya koydu.
Şimdi burada durmak gerekiyor.
Çünkü bu noktadan sonra mesele “dayanışma” kelimesinin içinin nasıl boşaltıldığıdır.
Çünkü dayanışma, acıyı paylaşmak, yanında olabilmek, destek olmak demektir.
Oysa söz konusu organizasyonda, toplumun yasını hiçe sayan bir eğlence var.
İnsanlar hâlâ enkazların başında, hâlâ kayıplarının acısıyla yaşıyorken, sahnede çalan müzik dayanışma kavramını sadece bir isimden ibaret hale getiriyor.
Dayanışma gecesi, toplum vicdanıyla, kayıpla ve acıyla uyumlu olmalı.
Göz boyayan, gösterişe kaçan etkinliklerle değil.
İnsanların acısına duyarlılık göstermek, onların yanında durmak, onlara “yalnız değilsiniz” mesajı vermek demektir.
Ama müzik ve kutlama havası, bunu tamamen gölgeliyor.
Öte yandan gecede toplanan paraların depremzedelere ulaştırılacağı, Eskişehirli belediye başkanları tarafından duyuruldu.
Açık söyleyeyim!
Bu farkındalığın oluşmasından memnun oldum.
Çünkü bu tartışmayı başlatmasaydım, ne tarihin ağırlığı hatırlanacaktı ne de depremin acısı. Dayanışma gecesi ancak kamuoyu baskısı oluşunca “deprem” kelimesiyle yan yana getirildi.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Vicdan değil, tepki yön verdi.
Gecenin ardından Koca Çınarlar grubundan bir basın açıklaması geldi.
Ve kamuoyunun, partililerin ve bu şehri yönetenlerin cevaplaması gereken çok net sorular soruldu:
Bu gecede ne kadar gelir elde edilmiştir?
Toplanan gelir hangi depremzedelere, hangi yöntemle ve hangi tarihte ulaştırılacaktır?
Bu süreç şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
Bu sorular son derece yerindedir.
O halde biz de soralım!
Bu konuyla ilgili net, rakamlı, belgeli yanıtlar gelecek mi?
Gelecekse ne zaman?
Ancak mesele sadece bu da değil.
Deprem konusu bir yana dursun peki ya sınıf ayrımına ne diyorsunuz?
Belediye başkanları bu konuda ne düşünüyor?
Ön masa 5 bin lira, arka masa 1000–1500 lira.
Yani sınıf ayrımı menüye konulmuş.
Bu ayrım gecede uygulandı mı?
Yoksa gelen tepkiler üzerine sessizce kaldırıldı mı?
Dayanışma dediğiniz şey parası olana önde, olmayana arkada yer ayırarak mı yapılır?
Depremin yerle bir ettiği bir ülkede, acının ortasında masa sınıflandırmak kimin fikridir?
Bu soruların da yanıtını bekliyoruz.
Çünkü mesele bir gecelik organizasyon değil.
Mesele acıyı gerçekten anlayıp anlamadığınızdır.
Mesele “dayanışma” kelimesini vitrin süsü mü yoksa vicdani bir sorumluluk mu olarak gördüğünüzdür.
Ve bu şehir, bu ülke artık cevapsız bırakılan soruları kaldıracak durumda değildir.