En çok tartışılan konuların başında asgari ücret ve emekli maaş artışları gelir. Kamu çalışanları açısından ise tablo biraz daha farklıdır. Ama söz konusu asgari ücret ve emekliler olunca tartışma aylar öncesinden başlar. Neden böyle? “Hem asgari ücretlileri hem de emeklileri çok severiz(!) de” ondan… Hem de öyle bir severiz ki “Onları enflasyona asla ezdirmeyiz!” Peki, ne yaparız? “Pestil yaparız da” ondan…

Emekli milletvekili maaşı + mevcut milletvekili maaşı 500 bin lirayı geçen bir vekilin bile geçim derdine düştüğü bir ülkede hatırlıyorsanız, “En düşük emekli maaşı enflasyon farkına rağmen 19 Bin lira bile olmayınca” mecliste yasal düzenleme yapıp onu 20 Bin liraya tamamlamadılar mı? Asgari ücrete emekçi kesimlerin temsilcilerinin katılmadığı toplantıda yüzde 27’lik bir artış yaparak o ücreti 28 Bin 75 liraya yükseltmediler mi? Acaba biz ne arada bu kadar “şükürsüz ve nankör” bir toplum olduk. Kumar masalarından yükselen “şükür” çağrılarına ne ara kulaklarımızı bu kadar tıkayabilen bir topluma dönüştük. Neymiş? Sayın vekilin serzenişleri, “bağlamından koparılmış” mış da mış mış…

Eski bir vekil yaşananlara itiraz ediyor ve tabloyu şöyle yorumluyor, “Emeklilere vermediğiniz zamlar Hiroşima etkisi yapar!” Yetmiyor ve iktidarı şu sözlerle uyarıyor; “Sizin rakibiniz CHP değil, emekliler!”

Bu uyarılar iktidar açısından işe yarar mı? Hiç sanmıyorum. Onlar mevcut koşullarda en iyisini yaptıklarını savunmaya devam ediyorlar. Hatta biraz köşeye sıkıştıklarında, “Farkındayız, en iyisini yapmaya çalışıyoruz” türünden açıklamalar ile kendilerine yönelen eleştiri oklarını savuşturduklarını sanıyorlar. Seçim döneminde ise yaşatacakları “yalancı bahar” ile yine istedikleri sonuçları alabileceklerine olan inançları bir hayli fazla.. Bugüne kadar öyle olmadı mı? “Kaşıkla verip kepçe ile almadılar mı?” Yetki de verildi, güvende duyuldu sonuçta işi hep öteleyerek, umut tacirliği yapılarak seçimler kazanılmadı mı?

Bu arada zam mı dediniz? Kim zam istiyor? Bir zam haberi var aslında ancak bu ne emeklilere ne de asgari ücretlilere. Merak dilen zammı hemen duyuralım, “Çarşamba gününden geçerli olmak üzere motorine 2,50 TL, otogaza ise 70 kuruş dolayında zam bekleniyor. Benzin grubunda ise perşembe gününden geçerli olmak üzere 1,25 TL düzeyinde fiyat artışı öngörülüyor.”

Ekonomiyi bilenler bilirler ki özellikle enerji fiyatlarındaki her artış garibana, dar gelirliye, asgari ücretliye, “Köprü, otoyol, denizaltı tünel” olarak geri dönmüyor mu? Neymiş efendim, “küresel piyasalar!” yahu küresel piyasalar bizim ülkemiz için mi bu kadar etkili, başka ülkeler için “küresel piyasaların” bir etkisi söz konusu değil? Bu arada Çarşamba günü gelecek akaryakıt zamlarının ardından 1 litre motorin 60 TL’yi geçecekmiş. Ne diyelim “gözümüz aydın” gibi falan mı?

Dolar ile maaş almıyoruz, benzin motorin içmiyoruz, otogaz ile gitmiyoruz nasıl olsa… Kim dolarla maaş alıyorsa, kim motorin kullanıyorsa, kim benzinle iş yapıyorsa, onlar düşünsün(!) değil mi? Asıl problemde tam da bu. Akaryakıta gelen zamlardan sonra domino etkisi ile iğneden ipliğe artan fiyatlar emekliyi de, dar gelirliyi de, asgari ücretliyi de etkiliyor mu sizce? Gelir dağılımının bu kadar bozulduğu bir dönemi ben hatırlamıyorum. Türkiye sıkıntılı dönemlerden geçti, yüzde 60’a varan devalüasyonlar yapıldı ancak o günlerde bile ne emekli, ne asgari ücretli bu kadar “ayaz” yememişti… Hatırlatması bizden bu “ayaz” kolay kolay unutulacak, geçiştirilecek bir “ayaz” değil. Zemherinin ayazını bir yiyen bilir…