Dün enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK 'in açıkladığı ekim ayında enflasyon TÜFE' de yüzde 3,43 artarken, yıllık artış yüzde 61,36 oldu. Bu verilere göre temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan 3 aylık dönemdeki enflasyon yüzde 29,41 olarak gerçekleşti. Yani Temmuz ayında Bağ-Kur ve SSK ‘dan emekli olan vatandaşlara verilen yüzde 25’lik zam “üf oldu” gitti.. Yani SSK ve Bağ-Kur emeklileri yılbaşında maaşlarına yapılan zamma göre bile cepten yemeye devam ediyorlar.

Sabah televizyon haberlerini izliyorum, hemen haber kanalı kendini TÜİK’in açıklayacağı enflasyon rakamlarına endekslemiş. Açıklama yapılır yapılmaz da yorumlar başladı. Emeklinin alacağı yeni zamlardan, eline geçecek paraya kadar bir dizi yorum yapılıyor. Yorumlar özellikle emekliler üzerinden yapılırken emekli maaşlarının kaç dolar olabileceğinden, kaç küçük altın alabileceğinden hareketle yapılan yorumlar dikkat çekiyor.

Bir ara dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak doların yükselmeye başladığı dönemde katıldığı programdaki gazeteciye dolar üzerinden sorduğu soruya karşılık niye dolar üzerinden soru sorduğuna çok kızıp “Siz dolarla mı maaş alıyorsunuz!” diyerek tepki göstermişti. Gazeteci şaşırmış verecek cevap bulamamıştı.

Hâlbuki orada atıf yapılan konu emeklinin, ya da çalışanın aldığı maaşın alım gücü karşılaştırmasından başka bir şey değildi. Tamam, eyvallah altın ve dolar üzerinden karşılaştırma yapmayalım. Vatandaşın temel gıda maddeleri üzerinden bir karşılaştırma yapalım isterseniz. Altını, doları bir kenara bırakıp sadece patates ve soğana bakalım. Bir çuval ortalama 50 kilogramlık kışlık patatesin çuvalı 950 TL ye satılıyor. Vatandaş artık kışlık patatesini bir çuval almak yerine en fazla yarım çuval alabiliyor. İki komşu bir çuval alıp bölüşüyor. Soğan’da da değişen bir şey yok. Sorun bakalım tüketici şikâyetçi de üretici hayatından memnun mu? Burada ne alan memnun, ne de satan.

Sabah otobüsle gazeteye gelirken Şehir Hastanesi’nden otobüse binen bir erkek, üç kadın yolcu ön tarafa oturmuşlar kendi aralarında konuşuyorlar. Öyle yavaş falan değil yüksek sesle konuştukları için zorunlu olarak kulak vermek zorunda kalıyorum. Kadınlardan birisi yüksek sesle , “Ne olacak böyle nereye gideceğiz, ne yapacağız gerçekten bilmiyorum!” diyor. Oradan erkek vatandaş, “Bir çuval patatesi 950 liraya zor satıyoruz” cevabını veriyor. Bir diğeri, “Ben pazara gidiyordum eskiden 3-4 kilogram patates alıyordum, şimdi yeminle yarım kilo alıyorum!” diye konuşuyor. Şaşırıyorum gerçekten “yarım kilo patates!” Tam bu arada erkek olan vatandaş, “Ben patates ektim bu sene ama bir daha eker miyim bilmem. Çünkü bu işin maliyeti gerçekten halen ne kadar ben hesap yapamıyorum. Bir tarla patatesin parasını ne zaman toplarım bilmiyorum!” diye yakınıyor. Bir diğer kadın da adamcağıza, “Gözünüz doysun biz ne yapalım?” konuşuyor hafiften. Bu sözleri duyan adam hüzünleniyor ve son söz olarak, “Yahu tam da bu işte, ne İsa’ya yaranabiliyorsun, ne de Musa’ya” deyip küçük sanayinin oralarda otobüsten indi.

Şimdi ne söylemek istediğimi sanıyorum yukarıdaki diyalog ile anlatabilmişimdir. Vatandaşın gözünde ne altın, ne de doların bir anlamı var. Vatandaşın derdi patates, soğandan başka bir şey değil. Bazen konuya nereden bakmak gerektiğini küçük diyaloglar insanın yüzüne çarpıyor.

Evet, çok zorlanıyoruz ama önümüzdeki süreç galiba bizi daha da zorlayacak. Çünkü altın, dolar meselesi parası olanlar için bir anlam ifade ediyor, vatandaşın gerçek gündemi günlük sofrasına koyacağı bir kap yemeğin hesabından başka bir şey değil.