Eskişehir Büyükşehir Belediyesi 2026 Eskişehir yılı projeleri kapsamında “Arabasız Pazar” uygulamasını hayata geçirdi.
Kent merkezinin en yoğun noktalarından bazıları araç trafiğine kapatıldı.
Sokaklar yayalara, bisikletlilere ve toplu taşımaya bırakıldı.
Uygulama kimileri tarafından memnuniyetle karşılandı.
Kimileri ise gereksiz buldu, büyük tepkiler verdi.
“Şehir kilitlenir”, “trafik felç olur” diyenler çıktı.
Bisikletlilere ayrı laflar edildi.
Bu tartışmaların detayına girmeyeceğim.
Benim takıldığım yer başka.
Bir Pazar sabahıydı.
Araba yoktu.
Korna yoktu.
Acele yoktu.
Kimsenin bir yere yetişme telaşı yoktu.
İnsanlar yürüyordu…
Hızlı hızlı değil, başını telefondan kaldırarak.
Hatta bence “Telefonsuz Pazar” uygulaması da başlatılmalı!
Sadece sohbetlerin edildiği, iki kelamın bir araya geldiği mekanlarda…
Parklarda, bahçelerde…
Kapı girişine de “Muhabbeti olmayan giremez!” yazılmalı!
Elbette telefon getirmek yasak olacak!
Çünkü böyle farkındalığı olan uygulamalarla…
Çocuklar daha rahat koşacak, yaşlılar kaldırım kenarında durup sohbet edebilecek.
Ben uygulamayı beğendim!
Her şeye yetişmeye çalıştığımız, her anı tüketip bir sonrakine koştuğumuz bu günlerde “Arabasız Pazara” ihtiyacımız vardı.
Gerçekten vardı.
Koşmadan yürümeye.
Durup etrafa bakmaya.
Aynı şehirde yaşadığımız insanları fark etmeye.
Bir günlüğüne bile olsa hızdan feragat etmeye, gürültüyü kısmaya, şehri sadece bir geçiş alanı değil, bir yaşam alanı olarak görmeye…
Aslında bu uygulama trafikten çok bize iyi geldi.
Arabasız bir pazar sadece arabasız bir gün değil.
Bir hatırlatma.
Hayatın sürekli hızlanmak zorunda olmadığını, şehrin yalnızca araçlara ait olmadığını, sokakların yeniden nefes alabileceğini gösteren küçük ama kıymetli bir mola.
Belki de mesele trafik değildi hiç.
Belki mesele yavaşlamayı yeniden öğrenmekti.