CHP İl Gençlik Kolları’nda “beklenen atama” nihayet gerçekleşti.
Araya hafta sonu, araya sıcak gündemler girdi.

Yazmak bugüne nasip oldu.

Geçtiğimiz günlerde CHP İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na Anıl Yüksel atandı.
Evet, atandı.

Ama gelin önce biraz geriye gidelim.

Çünkü bu hikâye birkaç satırla geçiştirilecek bir hikâye değil.

Bir süre önce İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevinden istifa eden Oğuzhan Demir, aylar önce yapılan kongrede Anıl Yüksel ile sandıkta karşı karşıya gelmişti.
Bir tarafta gençlerin desteğini alan Demir, diğer tarafta ise Kazım Kurt, Talat Yalaz gibi partinin “ağır topları” tarafından açıkça desteklendi.

Sandık kuruldu, oylar sayıldı.
Oğuzhan Demir 117, Anıl Yüksel 88 oy aldı!

Yani ne oldu?
Gençler kararını verdi.
Sandık konuştu.
Ve sandık bütün ağırlıklara rağmen Demir dedi.

Ama mesele tam da burada başladı.

Çünkü bu sonuç, partinin “ağır toplarının” hiç ama hiç hoşuna gitmedi.
Zira alışık değillerdi.
“Bize rağmen kazanamaz” denilen biri kazanmıştı.

Ve o günden sonra cümle şuydu:
“Bizim karşımıza dikilen bir il gençlik kolları başkanı istemiyoruz.”

Ne yaptılar?
Aldılar mı aralarına?

Hayır.
Önünü mü açtılar?

Hayır.
Çalışmasına izin mi verdiler?

Hayır.

Gençlik kolları başkanı seçilmişti ama yalnızdı.
Desteksizdi.
Sürekli törpülendi, sürekli yıpratıldı.

Sonunda ne dedi Demir?
“Sizinle uğraşılmaz kardeşim… Savaş şartları eşit değil.”

Ve istifa etti.


Peki, sonra ne oldu?

Bir süre sonra CHP İl Gençlik Kolları Başkanlığı’na kim atandı dersiniz?

Evet…
Seçimi kaybeden Anıl Yüksel.

Sandıkta kaybeden, masada kazandı.
Gençlerin oyuyla kaybeden, büyüklerin onayıyla koltuğa oturdu.

Ve bu tablo, yıllardır “demokrasi”, “katılım”, “örgüt iradesi” nutukları atan sözde solcuların eseridir.

Kusura bakmayın ama bu tablo hoş olmadı.
Bu tablo yakışmadı.

Daha da vahimi ne biliyor musunuz?
Tek bir ciddi itiraz bile yükselmedi.

Ne gençlik kollarından, ne il örgütünden, ne partinin “demokrasi hassasiyeti yüksek” isimlerinden…

Kimsenin gıkı çıkmadı.

Bu size de garip gelmiyor mu?
Normalde ortalığın ayağa kalkması gerekmez miydi?
Sandıkla gelenin, sandık yok sayılarak devre dışı bırakılmasına itiraz edilmez mi?

Edilmedi.

Çünkü arkadaşlar, bu yaşanan sıradan bir mevzu değil.
Bu bir prova.

Neyin provası mı?

Bugün İl Gençlik Kolları Başkanını bu şekilde gönderen güç yarın İl Başkanı Talat Yalaz’ı da görevden aldırabilir.

Olmaz demeyin, kardeşim.

Bu gözler neler gördü?

Neden yaşanmasın?
Ve yine kimsenin gıkı da çıkmaz.

CHP’yi alışkanlıkların partisi haline getirmeyin.
Bugünkü koltuklarınıza, bugünkü gücünüze fazla güvenmeyin.
Çünkü defalarca gördük.

Devran döner.

Bugün seçimle geldiğiniz yerden, yarın bir imzayla gönderilirsiniz.
Ve dönüp baktığınızda yine kimseyi yanınızda bulamazsınız.

Bir de işin başka bir boyutu var.

Oğuzhan Demir’i beğenmeyenler, Anıl Yüksel’de ne bulacaklar gerçekten merak ediyorum.

Bakın iki genci karşılaştırıp rencide etmek niyetinde değilim ama sormak zorundayım.
Bu beklentiyi Yüksel mi karşılayacak?

CHP bugün mücadeleyi nerede arıyor?
Sokakta.

Eylemde, direnişte, meydanda…

Peki, soruyorum:
Gençleri sokağa kim çıkarır?

Demir mi, Yüksel mi?

Aralarındaki fark nedir biliyor musunuz?
Demir mahalle çocuğudur.
Yüksel balkon çocuğu.

Belki Yüksel daha çok kitap okumuştur, olabilir.
Ama Demir sokakları okumuştur.
Mahalle arasında kaybolan çocuğu Demir toplar.
Gazın, copun, baskının ne olduğunu Demir bilir.

Bugün CHP zor bir süreçten geçiyor.
Salon siyasetinin değil, sokak siyasetinin zamanındayız.

Yüksel megafonu eline alıp bağırır mı, gençleri barikatın önüne dizer mi, bedel ödemeyi göze alır mı?
Bilmiyorum.

Ama şundan eminim.
Gençleri salona doldurur.
Fotoğraf verir.
Protokol tamamlar.

Yetmez ama evetçilerden olmayın…

CHP’ye bugün cesaret lazım.
İrade lazım.
Ve en çok da sandığa saygı lazım.

Aksi halde bu hikâyenin sonu hiç kimse için iyi bitmez.

Bir bakarsınız provanın sonucunda asıl gerçekliği siz yaşıyorsunuz.