Geçtiğimiz günlerde AK Parti İl Başkanlığı tarafından gazetecilere iftar yemeği verildi.
Katılamadım.
Ama belli ki yokluğumda da gündemden düşmemişim.
AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak konuşma sırasında konuyu Millet Bahçesi’ne getirmiş.
Sağ olsun, beni de anmış.
Eee, biliyorsunuz…
Millet Bahçesi’nden sorumlu baş muhabiriyim.
“Her karışını biliyorum” desem abartmış olmam.
Hatta bazı banklar var.
Beni görünce selam verecek seviyeye geldi.
O derece…
Bu sebeple konuşmasında demiş ki:
“Geçen gün kendisine dedim, Özge artık senin yazacak bir şeyin kalmadı. Çünkü Hat Boyu da bitiyor. Dedekorkut Parkı’nı da yeniliyoruz. Ne yazacaksın? Kendine bir mekan bul… Ya da Özge artık emekliye ayrılırsın. Yazacak bir şey kalmayınca.”
Dinlerken gülümsedim.
Doğru…
Parklar bitsin, yollar düzelsin, vatandaş memnun olsun…
Ben erkenden emekliye ayrılmaya razıyım başkanım.
Hatta isterseniz küçük bir tören de yapalım.
Millet Bahçesi’nde, yapay havuz manzaralı bir bankta.
Ben sandalyemi değil, termosumu alırım bu sefer.
Ama…
Hayat öyle planlı programlı ilerlemiyor.
Tam “Artık yazacak bir şey kalmadı” derken, gündem kapıyı çalmıyor…
Direkt içeri giriyor.
Maalesef yazacak yeni bir gündemim nur topu gibi doğdu.
Eskişehir Odunpazarı Yenidoğan Mahallesi’nde bulunan ve yıkılan eski Devlet Hastanesi arazisinin özelleştirme kapsamına alınması kararı geçtiğimiz günlerde Resmî Gazete’de yayımlandı.
Şimdi burada bir duralım.
Özelleştirme meselesi zaten başlı başına tartışma konusu.
Ama asıl mesele şu!
Bu kente yeni bir hastane yapılmayacak olması.
İşte hikâyenin tam da burası, “Ben emekliye ayrılıyorum” dediğim yerden geri döndüğüm nokta.
Çünkü mesele park değil artık.
Mesele bank sayısı da değil.
Mesele çimlerin ne kadar yeşil olduğu hiç değil.
Mesele sağlık.
Bir şehrin en temel ihtiyacı.
Vatandaşın “Aman bir şey olursa…” diye düşündüğünde içinin rahat olması gereken konu.
Şimdi soruyorum:
Koca bir hastane alanı varken…
Orası neden yeniden bir sağlık alanı olarak değerlendirilmez?
Yani ben şimdi ne yazayım başkanım?
“Çimler gayet güzel büyüyor ama hastane yok” diye mi yazayım?
O yüzden…
Size kötü haberim var.
Ben emekliye ayrılamıyorum.
Hatta aksine galiba mesaiyi biraz daha artırmam gerekecek.
Şu sıralar yoğunum.
Ama söz…
Hele bir soluklanayım.
Sandalyemi alıp o bölgeye geleceğim.
Belki yanına küçük bir masa da koyarım.
Çayımı alırım, not defterimi açarım.
Geçenlere de sorarım…
“Burada ne olmalıydı sizce?” diye.
Hatta muhabir arkadaşlarımız sordu.
Ama ben üstüne giderim.
Bilirsiniz bir konuya taktım mı üstüne iyi giderim.
Size de oradan selam çakarım.
Ve bilin ki…
Yapılana kadar oradayım.
Ama bu sefer bank saymak için değil, eksik olanı hatırlatmak için.
Yani anlayacağınız emeklilik işi de şimdilik yalan oldu başkanım.
Ama söz…
Eğer bir gün bu şehirde “yazacak hiçbir şey kalmadı” noktasına gelirsek…
İlk emekli dilekçemi getirip bizzat size teslim edeceğim…
Tabi o gün gelirse…
