Türkiye son yıllarda ekonomik tablo tartışmasız bir şekilde bozulurken raydan çıkan ekonomiyi yeniden yoluna sokmak adına uygulanan ekonomik programların en ağır faturasını ne yazık ki emekliler ödüyor. Daha doğrusu ekonomik dengelerin bozulmasının sorumlusu emeklilermiş gibi bir politika takip ediliyor. Son olarak Ramazan Bayramı öncesi emekliler ile ilgili uygulanan ikramiye rakamlarının arttırılıp artırılmayacağı ile ilgili tartışmaların sonunda gördük ki emekli için bu bayramda tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşanacak.
TÜED Eskişehir Şube Başkanı Sayın Muhsin Dilbaz ziyaretimize geldi. Kendileri ile biraz dertleştik. Dilbaz Emeklinin istediği ikramiye değil, hakkı dedikten sonra emekliler adına şu soruyu soruyor; “Biz bu kadar yıl ne için prim ödedik?” Her ay maaşlarından kesilen primler, yıllarca verilen emek, geçirilen uzun çalışma hayatı… Bütün bunların karşılığı bugün gerçekten alınıyor mu?
Son yıllarda emeklilerin en çok tartıştığı konulardan biri maaş bağlama oranları. TÜED Eskişehir Şube Başkanı Dilbaz’ın yaptığı açıklama da aslında bu sorunun özünü ortaya koyuyor. Dilbaz, uygulanan sisteme açıkça itiraz ederek yıllar içinde emekli maaşlarının giderek erimesinin temel nedenlerinden birinin bu oranlardaki düşüş olduğunu söylüyor. Gerçekten de emeklilerin sık sık dile getirdiği bir çelişki var. Prim ödeme oranlarında ciddi bir değişiklik yapılmazken, maaş bağlama oranları yıllar içinde aşağı çekildi. Yani çalışanlar aynı yükü taşımaya devam etti ama emekli olduklarında aldıkları pay giderek küçüldü.
Bu durumun sonucu ise bugün çok net bir şekilde görülüyor. Özellikle 2019 yılından sonra emeklilerin alım gücü dramatik biçimde düştü. Maaşlar enflasyon karşısında hızla erirken, emekliler çoğu zaman temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanır hale geldi.
Bir başka tartışma konusu ise enflasyon farkı uygulaması. Emekliler diyor ki: “Enflasyonu önce biz yaşıyoruz, telafisi ise aylar sonra yapılıyor.”Gerçekten de fiyat artışları günlük hayatı anında etkilerken, maaşlara yapılan düzeltmeler çoğu zaman gecikmeli geliyor. Bu da emeklinin cebindeki paranın her geçen gün biraz daha küçülmesine neden oluyor. Dilbaz’ın dikkat çektiği bir başka önemli nokta ise “ikramiye” meselesi.
Yıllardır bayram öncesinde verilen ödemeler kamuoyunda “emekli ikramiyesi” olarak anılıyor. Oysa emeklilerin önemli bir kısmı bu tanımlamaya itiraz ediyor. Çünkü ikramiye, bir kurumun kârından çalışanlarına dağıttığı bir paydır. Emekliler ise bunun bir lütuf değil, yıllarca ödenen primlerin karşılığı olan bir hak olduğunu savunuyor. Bu yüzden emeklilerin talebi aslında çok karmaşık değil. Ne ayrıcalık istiyorlar ne de sadaka. İstedikleri şey oldukça basit. Ödedikleri primin ve verdikleri emeğin karşılığını almak. Türkiye’de milyonlarca emekli var. Onların yaşadığı sıkıntı sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi. Çünkü bir ülkenin emeklilerine nasıl davrandığı, aslında o toplumun emeğe verdiği değeri de gösterir.
Bugün tartışılması gereken soru belki de şu: Yıllarca çalışan, prim ödeyen, üretime katkı sağlayan insanların emeklilik döneminde insanca yaşayabilecek bir gelire sahip olması gerçekten bu kadar zor mu? Emeklilerin söylediği gibi mesele “ikramiye” değil. Mesele hak meselesi.