Her yıl olduğu gibi 2026 yılına da zamlar ile girdik.

Motorlu Taşıtlar Vergisi, damga vergisi, harçlara zam geldi.

Trafik cezaları arttı. ÖTV’ler artırıldı.

Bence en önemlisi akaryakıta gelen ÖTV zammı oldu. Çünkü akaryakıta zam gelmesi demek; her zaman olduğu gibi iğneden ipliğe her şeyin zamlanması demektir.

Yeni yıla, açlık sınırı altında belirlenen bir ücret artışıyla giren asgari ücretli memnuniyetsiz girdi. Seyyanen zam beklentileri karşılanmadığında emekli de memnun olamayacak. Yeni yılda aslında vatandaşın cebine giren ilk şey zam oldu. Asgari ücretli daha maaşı eline almadan pazara markete gelen zamlar ile alım gücünün düştüğünü hissetmeye başladı.

Benzin ve mazot zamlandıysa, bilinir ki enflasyon zaten kapıdan içeri girmiş demektir. “Asgari ücret artırıldı” deniliyor. Evet, rakam olarak arttı. Fakat aynı anda vergiler, cezalar, akaryakıt ve temel giderler de arttıysa bu artış neye ilaç olacak? Yapılan maaş artışları maalesef daha ay bitmeden erimeye başlıyor. Emekli, yeni yılda biraz nefes alırım derken, gelen zamlı faturalarla daha fazla mücadele etmeye başlayacak.

Çalışanlar açısından da durum farklı değil. Maaşlar arttıkça maalesef vergi dilimine de daha erken giriliyor. Yani yılın ilk aylarındaki maaşınızı yıl ortasına gelmeden azalarak almaya başlıyorsunuz. Çok çalışanın daha çok vergi ödediği, ancak refahının artmadığı bir durum söz konusu.

Düşük maaş ile alım gücü azaltılarak talep kısılmaya çalışılıyor. Oysa enflasyonun düşmesi için sadece talebi kısmak yetmiyor. Okulda öğrendiğimiz bilgiye dayanarak söyleyebiliyorum ki; maliyetleri kontrol altına almadan, fiyat istikrarı sağlanamaz. Her türlü maliyetin ana girdisi akaryakıta zam yapıp, enflasyonun düşmesi nasıl beklenebilir? Enerji, ulaşım, vergiler kısaca her şey bu kadar artarken, fiyatların gerilemesi beklenebilir mi?

Ekonomi; pazardaki domatesin, elmanın, soğanın, patatesin fiyatıdır. Oturduğunuz evin kirası, ödediğiniz elektrik, doğalgaz, telefon, su faturasıdır. Evine et alamayan, çocuklarından destek bekleyen emeklinin sessizliği, çocuğuna istediğini alamayan, harçlık vermekte zorlanan babanın mahcubiyetidir.

Acaba pahalılığın yükü neden hep aynı kesimlerin sırtına biniyor?

Neden fedakârlık denince akla önce asgari ücretli, emekli ve sabit ücretli çalışanlar geliyor?

Daha adil bir vergi sistemi, daha öngörülebilir bir ekonomi ve zam yerine üretimi teşvik eden bir anlayış mümkün değil mi?

Gerçekten cevabını merak ediyorum. Her şey zamlanırken, enflasyon nasıl düşecek?