Önceki dönem Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, uzun süren sessizliğin ardından sorularımı yanıtladı.
Yanıtları kısa ama etkiliydi.
İsim vermedi.
Hedef göstermedi.
Sitemliydi fakat bir o kadar da sertti!
Hiçbir sözünü sakınmadan konuştu; anlamak isteyen gerekeni aldı.
CHP’nin tek adayla yapılan kongrelerini sordum.
Verdiği yanıt şöyleydi:
“Günümüz Türkiye’sinde siyaset ne yazık ki ‘Üzüm üzüme baka baka kararır’ atasözünü andırır hale geldi. Bugün ülkemizdeki rejim ‘tek adam rejimi’ olduğu için parti kongreleri de ona benzemeye başladı. Var olduğunu sandığımız AKP Anayasası’na göre, tek aday yerine niçin çok aday arasında demokratik seçimle halkı meşgul edelim(!) Buna rağmen CHP, AKP’ye benzememek için çaba gösteriyor…”

Sözün tek adaylı kongreleri zorunlu kıldığı iddia edilen Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a mı yoksa genel merkeze mi geldiği bilinmez…
Parti Meclisi üyeliğine damadını yazdırmak istediği iddialarını da açık bir dille yanıtladı:
“Bizim aileden birisi için böyle bir düşüncem olmadı. Bu konuda söylentileri partimizdeki malum ve mahut zavallı kişiler çıkarırlar hep…”
Devamında ise yıllar öncesine uzanan kırgınlığını dile getirdi:
“Vaktiyle öğrencimiz iken, daha sonra çocukları ve aile fertlerinin ellerinden tutup kariyer sahibi yaptığımız; çocuklarını evlendirmek dahil, zengin ailelerden kız istediğimiz arkadaşlarımızın bazıları… Hiçbir gerekçesi olmaksızın, benim siyasete atılmama takiben aralıksız 25 yıl boyunca Eskişehirlilerin artan sevgisiyle Büyükşehir Başkanı seçilmemin getirdiği şöhrete karşı bir çeşit kıskançlığa duçar oldular. Yazdıkları veya yazdırdıkları anı kitaplarıyla bana karşı bilinçaltı duygularını tatmin etmeye çalıştıklarını görmek beni üzmedi desem yalan olur.”
Bu cümle gerçekten ağırdı.
Kırgınlık, eski dostlukların gölgesinden sızıyordu.
Kimdi ki o dostlar?
Kimler üzerine alındı?
Kimler kulak arkası etti?
Peki, yıllar önce “kız istediği o zengin aile” kimdi?

Söyleşinin sonunda ise şunu hissetmemek mümkün değildi.
Yılmaz Büyükerşen siyasetten çekilmiş olabilir ama yaşananları unutmuş değil.
Ne söylediği kadar söylemediği de çok şey anlatıyordu.

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ’NİN SESSİZ DİPLOMASİ BAŞARISI

Geçtiğimiz hafta Anadolu Üniversitesi’nde güzel bir tablo vardı.
Çin’den Almanya’ya, Afganistan’dan Ukrayna’ya, Balkanlardan Azerbaycan’a uzanan bir diplomasi yaşandı.
Akademik dünyanın geleceğine yön veren temasları Eskişehir’de yoğun bir şekilde hissedildi.
Bu ziyaretler Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in ev sahipliğinde gerçekleşiyor.
Anadolu Üniversitesi artık bir uluslararası temas üssü hatta kısmen bir kültürel diplomasi platformu haline döndü.
Bu konuda kendilerini tebrik ediyoruz.
Sessiz bir diplomasi başarısı gerçekleşiyorlar.
Bir hafta boyunca yaşanan bu yoğun uluslararası trafik Anadolu Üniversitesi’nin uzun zamandır taşıdığı potansiyelin artık görünür hale geldiğini de gösteriyor.
Evet, bu temasların bazıları günlük ziyaretler gibi algılanabilir.
Ancak dikkatle bakıldığında; her birinin arkasında uzun vadeli bir program, bölgesel iş birlikleri, kültürel bağlar ve geleceğe dönük ciddi projeler var.
Eskişehir’in merkezinde ama dünyanın kalbine dokunan bir üniversite profili oluşuyor.
Belki de en önemlisi şu!
Anadolu Üniversitesi artık yalnızca Türkiye’nin değil, bölgesinin ve hatta dünyanın konuştuğu bir akademik aktör olma yolunda hızla ilerliyor.
Başta Yusuf Adıgüzel olmak üzere emeği geçenlere teşekkürler.

Kuantum Özge der ki:
“İçini dök. Dert olmasın.”