Tepebaşı Belediyesi Meclis Üyesi Mehmet Şimşek geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından bir fotoğraf paylaştı.

Fotoğrafta belediye binasının önünde park etmiş bir TOGG aracı yer alıyordu.

Şimşek, bu fotoğrafın altına da şu notu düşmüştü:
“Togg girsin, kızıl çıksın. Hayırlı olsun başkanım.”

Bu paylaşıma Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’tan gecikmeden bir yanıt geldi.

Ataç, Türkiye’nin ilk yerli otomobili olarak tarihe geçen Devrim otomobilinin fotoğrafını ekleyerek, “Bizler Devrim’i de gördük Mehmet’cim…” ifadelerini kullandı.
Sosyal medyada karşılıklı gülümseten tatlı bir diyalog yaşandı.

Ancak bu atışmanın hemen ardından belediyeye birkaç adet TOGG aracı alındığını duyduğumda doğrusu şahsım adına biraz duraksadım.

İlk anda garipsediğimi söylemeliyim.

Çünkü TOGG ile Devrim otomobilini aynı düzlemde değerlendirmek bana pek mümkün gelmiyor.

Evet, her ikisi de “yerli ve milli” olarak tanımlanabilir.

Ancak bu iki aracı birbirinden ayıran çok temel bir nokta var.

Devrim otomobili, tüm imkânsızlıklara rağmen bir bağımsızlık idealinin ve siyasal üstü bir iradenin ürünüydü.

Bugün hâlâ o hikâye anlatıldığında insanın içini titreten şey tam da budur.

TOGG ise ne yazık ki bu çerçevede okunabilecek bir araç değil.

Teknik özellikleri, üretim süreci tartışılabilir ancak TOGG’un siyasal bir sembol haline getirildiği gerçeğini görmezden gelmek mümkün değil.

TOGG’u bir teknolojik hamleden ziyade siyasi bir vitrinin nesne olarak düşünmeliyiz.

Hal böyleyken CHP’li bir belediyenin TOGG araçlarını hangi maksatla satın aldığı sorusu ister istemez akla geliyor.

Üstelik Tepebaşı gibi geçmişten bugüne sosyal demokrat belediyeciliğin simge isimlerinden biriyle anılan bir ilçede bu adımın atılması herkesi şaşırttı.

Devrim otomobilini hatırlatmak güzel, anlamlı ve yerinde bir göndermeydi.

Ancak Devrim’i anmak ile TOGG’u satın almak arasında kalan bu ince çizgi sanıldığı kadar benzer değil.

Tatlı atışma” diye başlayan bu hikâye zihinlerde cevapsız sorular bıraktı.