Tam 103 yıl önce,24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yalnızca bir barış metni değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin uluslararası hukuk önünde tescilidir. Sevr'i tarihin çöplüğüne gönderen, Milli Mücadele'nin askeri zaferini diplomasi masasında kalıcı hale getiren bu antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun temel taşlarından biridir.
BAŞARI İLE DÖNDÜLER
Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olarak kabul edilen Lozan anlaşmasının 103. Yıl dönümünü kutluyoruz. Cumhuriyeti yoktan var edenlerin, ülkenin tapu senedini almaya Lozan’a gidecek takım elbiseleri bile yoktu. İsmet İnönü ömrünü harp meydanlarında geçirmişti. Takım elbisesi nasıl olacaktı? Aklına törenlerde takım elbise giyeceği gelmemişti. O ülkesi için savaş meydanlarının askeriydi. Lozan heyetinin tümüne mütevazı elbiseler dikilerek, heyet yola çıktı. Akılları ve arkalarındaki Türk Milletinin gücü ile Lozan’dan başarı ile dönmesini bildiler. Lozan, çöken ve dağılan bir imparatorluğun küllerinden doğan bir milletin kendisine 1. Dünya Savaşı galipleri tarafından dayatılan Sevr Antlaşması’nı yırtıp attığı anlaşmanın adıdır.
LOZAN’IN ALTERNATİFİ YOK
Bugün Lozan'ı küçümsemeye, tartışmaya açmaya ya da bir "hezimet" olarak göstermeye çalışan çevreler, farkında olarak ya da olmayarak emperyalizmin yüz yıl önce gerçekleştiremediği hesaplara hizmet etmektedir. Lozan'ın alternatifi hiçbir zaman daha iyi bir anlaşma olmamıştır; alternatifi Sevr'dir. Bu nedenle Lozan'a sahip çıkmak, Cumhuriyet'e, tam bağımsızlığa ve ulusal egemenliğe sahip çıkmaktır.
EN BÜYÜK BAŞARI
Lozan'ın en büyük başarısı, Türkiye'nin kapitülasyonlardan kurtulması ve yeni devletin egemenliğinin dünya tarafından tanınmasıdır. Emperyalist devletlerin ekonomik ve siyasi vesayetini reddeden bu irade, genç Cumhuriyet'in kendi ayakları üzerinde durmasının önünü açmıştır. Bu yönüyle Lozan, sadece geçmişin değil, bugünün de yol göstericisidir.
BUGÜNKÜ ÖNEMİ
Küresel güç mücadelelerinin yeniden sertleştiği, ekonomik bağımlılık mekanizmalarının farklı araçlarla sürdürüldüğü günümüzde, Lozan'ın ruhunu anlamak her zamankinden daha önemlidir. Tam bağımsızlık, yalnızca askeri alanda değil; ekonomide, enerjide, üretimde, bilimde ve teknolojide de bağımsız olmayı gerektirir. Mustafa Kemal Atatürk'ün "siyasi ve askeri zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kalıcı olamaz" sözü, Lozan'ın bugüne uzanan anlamını açıkça ortaya koymaktadır.
GELECEK TERCİHİMİZ
Türkiye'nin önündeki görev, Lozan'ın mirasını tartışmaya açmak değil, onu üretim ekonomisiyle, milli sanayiyle ve bağımsız dış politikayla güçlendirmektir. Çünkü Lozan, teslimiyetin değil direnişin; bağımlılığın değil tam bağımsızlığın adıdır. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında da bu çizgiyi korumak, yalnızca bir tarih bilinci değil, aynı zamanda bir gelecek tercihidir.
ÖZLEMLE ANIYORUZ
Cumhuriyet kurulduğunda toplu iğne bile üretemeyen ülkeden bugün dünyanın en önemli sanayi ürünlerini üreten ülke konumuna geldik. Elbette, eleştirilecek yönlerimiz ve eksik yapılan bir şeyler olabilir. Yokluk içinde sıfırdan bir millet yaratmışız. O Türk Milleti Atatürk’ün ve Cumhuriyeti kuranların yol göstericiliği sayesinde bugünde daha büyük atılımlar yapacak gücü kendinde buluyor. Bugün de emperyalistlerin bu ülke üstündeki oyunlarının hedefi, Orta Doğu haritasını yeniden istedikleri gibi çizebilmek için yırtıp attığımız Sevr’i hayata geçirebilmektir. O gün Lozan’da atılan imza, kendisini Türk olarak kabul edenlerin, onun gücüne inan aydınların ve Atatürk ve arkadaşlarının el ele vererek attıkları imzadır. Bu vatanı bize kazandıranları her zaman özlemle anıyoruz.