Rakamların dili bazen uzun uzun anlatılacak bir ekonomik tablodan daha çarpıcıdır. TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 araştırması, Türkiye’de milyonlarca çalışanın mutfakta neyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama 37 bin 800 lira olarak belirlendi. Bu rakam “açlık sınırı” olarak ifade ediliyor. Dört kişilik bir ailenin gıda, konut, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim ve benzeri zorunlu ihtiyaçlarının tamamı için yapması gereken harcama 123 bin 130 liraya çıkmış durumda olduğu görülüyor. Bu tablo, dar gelirlinin neden ay sonunu getiremediğini anlatıyor. Gelirin önemli bir bölümü daha ayın başında zorunlu ihtiyaçlara gidiyor.

MUTFAKTAKİ ENFLASYON

TÜRK-İŞ verilerinde dikkat çeken mutfak enflasyonu ise bize vatandaşın markette ve pazarda neden sürekli aynı hesabı yaptığını gösteriyor. “Bunu alsam öbürünü alamam. Ya da çocukların ihtiyaçları mı?” Ekonominin gerçek sınavı işte burada başlıyor. TÜRK-İŞ’in çarşı, pazar ve marketlerden derlediği fiyatlar da mutfaktaki değişimi açıkça gösteriyor. Dana kıyma ve dana kuşbaşı fiyatlarında artış var.

Tavuk eti yükselmiş. Balık sezonunun başlamasıyla balık fiyatlarında ise bir miktar gerileme görülmüş.Meyve ve sebzede mevsim değişikliğinin etkisiyle bazı ürünlerde gerileme yaşansa da patates ve soğanın yüksek fiyatı bu düşüşün etkisini sınırlıyor.Bu rakamları yalnızca istatistik olarak görmek mümkün değildir. Çünkü bu rakamların karşılığı doğrudan sofradır. Bende alış-veriş yapan, her hafta semt pazarına çıkan biri olarak bu gerçekleri görüyorum. Et ve sebzenin dışında da büyük artış var. Ekmek fiyatının değişmemesi ise bu tablonun içinde küçük ama önemli bir ayrıntı olarak gözümüze çarpıyor. Dar gelirli açısından ekmek, sofranın vazgeçilmezidir.

NE YAPMAK GEREKİR ?

Hayat pahalılığını yalnızca ücretleri artırarak çözmek mümkün mü? Üretim artmadan, tarımsal üretim güçlendirilmeden, girdi maliyetleri düşürülmeden ve temel tüketim maddelerinde piyasaya sunuş güvenliği sağlanmadan ücret artışının bir bölümü yeniden fiyatlara dönebilir.

O nedenle mesele yalnızca “maaş ne kadar olacak?” sorusu değildir. Türkiye nasıl daha fazla üretecek? Çalışan insan kazandığı ücretle insanca yaşayabilecek bir satın alma gücüne nasıl kavuşacak? TÜRK-İŞ de zaten bu hesabın bir ücret hesabı olmadığını açıkça belirtiyor. Hesap, dört kişilik bir ailenin insan onurunun gerektirdiği zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gereken harcama düzeyini ortaya koyuyor. Sorun yalnızca enflasyon değildir. Mesele geçimdir. Geçim meselesinin kalıcı çözümü ise üretimden geçer.

Türkiye'nin güçlü sanayisi, güçlü tarımı, güçlü esnafı ve emeğiyle üreten insanları olmadan bu tabloyu kalıcı biçimde değiştirmek mümkün değildir. Bugün mutfakta yapılan hesap, aslında Türkiye ekonomisinin karnesidir. O karneye bakıp yalnızca maaşı değil, üretimi, maliyetleri, tarımı, sanayiyi ve bölüşümü birlikte konuşmak gerekiyor. Çünkü sofradaki yangını söndürmenin yolu, yalnızca daha fazla para dağıtmak değil, daha çok üretmek, daha ucuza üretmek ve üreten insanın hakkını korumaktır.

TOPLUMUN DOKUSU

Ücretlerin erimesi yalnızca mutfak hesabını bozmaz; toplumun sosyal dokusunu da zorlar. Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen çalışan, önce sofrasından, sonra eğitimden, sağlıktan, sosyal yaşamdan ve geleceğe ilişkin beklentilerinden kısmaya başlar. Bir ailenin çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması, emeklinin pazarda gram hesabı yapması, gençlerin kendi ayakları üzerinde durmak için daha fazla çalışmak zorunda kalması, aslında ekonomik tablonun sosyal sonuçlarıdır. Böyle dönemlerde emekçinin emekçiye, komşunun komşuya, esnafın müşterisine, toplumun ihtiyaç sahibine sırtını dönmemesi daha da önem kazanıyor. Dayanışma, yoksulluğun nedeni değildir, ama ağırlaşan hayat şartları karşısında insan onurunu korumanın en güçlü toplumsal reflekslerinden biridir. Sendikalar, meslek örgütleri, esnaf kuruluşları ve bütün emekçi kesimleri ortak sorunlar etrafında buluşturan dayanışma kanallarının güçlendirilmesi, yalnızca bugünü atlatmak için değil, daha adil ve insanca bir çalışma hayatı kurmak için de gereklidir.