Bugünlerde, Eskişehir Şeker Fabrikası’nın kapısında yükselen bu söz, sıradan bir nakliye ücretinin tartışması değil. Türkiye’nin şeker politikasında yıllardır biriken sorunların sahadaki yansımasıdır.Fabrika önünde toplanan nakliyeciler, taşıma ücretlerine yapılan yüzde 20’lik artışı yetersiz buluyor. Mazotun 100 liraya dayandığını, lastikten sigortaya, bakımından diğer işletme giderlerine kadar kamyon maliyetlerinin yükseldiğini söylüyorlar.Bir kamyon lastiğinin 25 bin liralara ulaştığı bir ortamda, taşıma ücretindeki 20 liralık fark gerçekten de kamyoncunun hesabında ne kadar karşılık buluyor? Türkiye'de şeker fabrikalarının kuruluşunun ve yerli şeker üretiminin başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Şeker pancarı; çiftçiyi, tarlayı, kooperatifi, nakliyeciyi, fabrikayı, işçiyi ve tüketiciyi aynı zincirin içine bağlayan stratejik bir üretim alanıdır.
PANCAR FABRİKAYA GELMELİDİR
Şeker fabrikaya gelmeden şekere dönüşmez. Fabrika sürdürülebilir fiyatla çalışamazsa üretim zinciri kırılır. Sorun yalnızca kamyoncunun aldığı ücret değildir. Çiftçi ile kamyoncuyu karşı karşıya getirmeyelim. Kamyoncu taşıma ücretinin yetersiz olduğunu söylüyor.
Çiftçi ise kendi maliyetlerinin altında eziliyor. Şeker üreticilerinin yıllardır dile getirdiği başka bir sorun daha var: Şeker fiyatlarının maliyetler dikkate alınmadan baskılanması. TÜİK'in Ağustos 2026 verilerine göre şeker fiyatındaki yıllık artış yüzde 14,82'de kalırken aynı dönemde yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,51 olarak gerçekleşti. Gıda enflasyonunu kontrol altında tutmak elbette önemlidir.
Ancak bir ürünün fiyatını uzun süre maliyetlerinin altında tutmak, enflasyonu yalnızca bugünün tüketicisi açısından değerlendirmek anlamına gelir. Çiftçi üretimden çekilirse ne olacak? Nakliyeci artan maliyetler karşısında pancar taşımaktan vazgeçerse ne olacak?
İşte o zaman bugün düşük tuttuğumuz fiyatın yarın çok daha ağır bir bedeli olabilir.
ÜRETİM NASIL SÜRECEK?
Bana göre, şeker sektörünün önündeki en önemli sorulardan biri de budur. İklim değişikliği nedeniyle, su kaynakları azalıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi verilerine göre yaklaşık 15 yıl önce 53 olan ortalama çiftçi yaşı bugün 59'a ulaşmış durumda. Çiftçilerin toplam nüfus içerisindeki payının da aynı dönemde yüzde 3,1'den yüzde 2,7'ye gerilediği belirtiliyor. Geleceğin pancarını kim üretecek. 100 yıllık şeker üretim deneyimini geleceğe taşımak önem taşıyor. Bu deneyimi yalnızca geçmişin bir başarı hikâyesi olarak anlatmak yetmez.
Şeker fabrikalarını yaşatmak, pancar üreticisini korumak, nakliye sistemini sürdürülebilir hale getirmek ve gençleri tarıma kazandırmak zorundayız. Çiftçinin maliyeti ayrı, nakliyecinin maliyeti ayrı, fabrikanın maliyeti ayrı hesaplanarak birbirinden kopuk politikalar üretilemez.
SADECE KAMYONCU MU?
Bugün Eskişehir Şeker Fabrikası'nın kapısında duran kamyonlara yalnızca kamyon olarak bakmayalım. O kamyonlar tarladaki pancarı fabrikaya taşıyor. Pancar şekere dönüşüyor. Bu zincirin herhangi bir halkası koparsa, sorun yalnızca bir grubun sorunu olarak kalmaz.
Türkiye'nin üretim gücünü ilgilendirir. Bu nedenle nakliyecinin “Hakkımızı istiyoruz” sözünü de, çiftçinin maliyet hesabını da, fabrikanın sürdürülebilirlik ihtiyacını da aynı masada değerlendirmek gerekiyor. Türkiye'nin pancarını tarladan fabrikaya taşıyabilecek bir üretim düzenini geleceğe taşımak önem taşıyor.
HESAP KONTROL EDİLMELİDİR
Şeker politikasının hesabı yeniden yapılmalıdır. Durum bunu gösteriyor. Eskişehir Şeker Fabrikası'nın önündeki kamyoncuların sesleri, karar vericiler açısından bir uyarı olarak görülmelidir. Sonunda şekerin sürdürülebilir üretim fiyatı nedir?Bunlar masa başında değil, sahadaki gerçek maliyetler üzerinden hesaplanmalıdır. Şeker fabrikasını korumak, yalnızca fabrikayı korumak değildir. Gıda güvenliğini korumaktır. Cumhuriyetin 100 yıllık şeker üretim birikimini geleceğe taşımaktır. Soruna bugünün fiyatıyla değil, yarının üretimiyle bakalım. Çünkü üretimi kaybettikten sonra fiyatı konuşmanın hiçbir anlamı kalmaz.