Bugün nereye baksak aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Zamanında yan yana yürüyen, aynı çatı altında dertlenen, lokmasını paylaşan insanların; işler değişince, menfaatler tükenince birbirine nasıl yabancılaştığını,muhabbetlerin bittiğini hatta düşman kesildiğini izliyoruz. Dün göklere çıkarılanlar bugün acımasızca yerin dibine batırılıyor; dün en sert sözlerle eleştirilenlerin yanında ise bugün hiç utanmadan saf tutuluyor.

Adeta menfaatin pusula, makamın ölçü, güçlünün yanında durmanın ise meziyet sayıldığı, omurgasızlığın marifet, samimiyetsizliğin siyaset ya da akıllık, yüzsüzlüğün ise neredeyse maharet kabul edildiği bir dönemden geçiyoruz.

Oysa insanı insan yapan; sahip olduğu mevki makam veya sahip oldukları değil, zor zamanlarda gösterdiği ahde vefadır. Vefa, her şey yolundayken yan yana görünmek değildir. Vefa; rüzgâr arkadan eserken değil, fırtına koptuğunda da durduğun yeri koruyabilmektir. İnsanın gerçek karakteri, işler yolundayken değil; işlerin tersine döndüğü zamanlarda ortaya çıkar.

Dostuna, emeğe ve geçmişine hürmet etmeyenlerin kuracağı hiçbir geleceğin sağlam bir temeli olamaz. Dün birlikte yürüdüğü insanı bugün sırf kendi çıkarına dokunuyor diye yok sayan, dün savunduğunu bugün bir çırpıda inkâr eden, dün omuz omuza verdiği insanı bugün hiç tanımamış gibi davranan bir anlayışın adı değişebilir ama özü değişmez.

Vefa, geçmişe körü körüne bağlı kalmak da değildir. Yanlışın yanında durmak, haksızlığı savunmak ya da sırf geçmişte yaşanmış bir hatır uğruna doğru bildiğinden vazgeçmek hiç değildir. Vefa; insanın geçmişte yaşadığı iyiliği, gördüğü emeği ve paylaştığı yolu inkâr etmemesidir. Bir insanla yollarınız ayrılabilir, düşünceleriniz değişebilir, aynı yerde durmayabilirsiniz. Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri hafızadır. Çünkü hafızasını kaybeden insan, dün kim olduğunu unutup bugün kim işine geliyorsa onun yanında durabilir. Bugün geçmişini unutan, yarınını da başkalarının rüzgârına bırakır. Hayat bir aynadan ibarettir. Kötülüğe çanak tutan, çıkarı uğruna kötülerle aynı hizada duran zamanla onlara benzer; kendi mayasını bozar. Boşuna dememişler; “Üzüm üzüme baka baka kararır” ya da “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim”

İyilik ve iyi niyet ise paylaşıldıkça çoğalan, çoğaldıkça etrafındaki karanlığı dağıtan en güçlü değerlerdendir. Bir insanın dürüstlüğü ve vefası, yalnızca söylediği sözlerden değil, zor zamanda durduğu yerden belli olur. Bugün birçoğumuzun çevresinde değişen yüzler, değişen sözler, değişen saf tutuşlar görmek mümkün.

Dün aynı masada otururken bugün başka masada geçmiş masadakileri kötüleyen, gelecekte başka bir masada da bugün oturduğu masadakilerikötülemez mi? Her ilişkinin ölçüsü çıkar değildir. Bazen insanın yapması gereken tek şey, kendisine geçmişte uzatılan eli unutmamaktır.

Kendinize hiç sordunuz mu? Acaba; bugüne kadar harcadığın zaman, verdiğin emek sonunda, kendini harap ettiğin hangi insanın umurundasın?

Aslında işin özetini; Nazım Hikmet ne güzel söylemiş. “Değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız.”