Çok kullanılan iki deyim var. Birisi “Yuvayı dişi kuş yapar” bir diğeri de, “Evlenen ile ev yapana Allah yardım eder!” kimse sakın yanlış anlamasın. Her iki deyimi de kullanırken de, toplumsal gerçeklik bakımından asla cinsiyetçi bir yaklaşımla konuyu ele almadığımı öncelikle ifade etmeliyim.

Son dönemde en çok tartışılan şeylerin başında Türkiye’de nüfus artış hızının hızla düşmesi konusunu biraz farklı bir boyutu ile kendi penceremden değerlendirmek istiyorum. Zira TÜİK ve benzeri kurumların araştırmaları da gösteriyor ki Türkiye’de nüfus artış hızı her yıl biraz daha geriliyor. Eğer yanlış okumadıysam, okuduğumu yanlış anlamadıysam nüfus artış hızımızın yüzde 1’ler civarında olduğunu bunun da nüfusun yenilenmesi yerine yaşlanması anlamına geldiğini uzmanlar anlatıyor. Sadece bu sebeple mevcut iktidarın Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı dahil yüksek düzeydekiler ailenin önemine vurgu yaparak gençlerin evlenmesini, “En az 3 çocuk” önerisini sürekli olarak yineliyorlar.

Ancak ailenin kurulması ve nüfus artışının yeterli hıza ulaşmasının şartlarının oluşturulması konusunda yaşanan sıkıntılara sadece birer makyaj yapıp işi akışına bırakıyorlar.

Evlenmenin ve yeni bir yuva kurmanın maliyeti konusunda ortaya konan çarpıcı rakamlar var. Eskiden insanlar “iki gönül bir olunca samanlık seyran olurmuş” lafının arkasından giderken, bugün küresel gerçeklik üzerinden ortadaki tablo hiçte öyle değil. Bu işin hesabını yapanlar şöyle diyor, “Hemen hemen her genç kızımızın bir gelinlik giyme hayali vardır. Bu gelinliği almayı geçtik, kiralaması bile en düşük 1 emekli maaşı. Almasını varın siz düşünün. Hemen diğer yanımda duran damatlığa bakalım. Onun da kaderi aynı. Bir damatlık bugün ya bir emekli maaşına ya da bir asgari ücrete tekabül ediyor. Evi kiraladık bir de bu eve eşya lazım. Bugün mobilyası, beyaz eşyası ve diğer ihtiyaçlar en temel düzeyde, minimum şartlarda, 500 bin lirayı buluyor. Hadi bakalım 22 asgari ücret daha gitti. Gelinlik, damatlık, ev, eşya bir şekliyle halloldu. Evliliği tamamlamak için bir de düğün yapmak lazım. İşte o zaman işler biraz daha zorlaşıyor. Bu da ihtiyaçlara göre elbette değişir ama kabaca bir hesap yapıldığında bir düğün en az 400 bin liraya yapılabiliyor. Hadi bakalım 18 asgari ücret daha gitti.”

Asgari ücretin 22 Bin 104 lira olduğu, işsizliğin diz boyu seyrettiği bir ülkede gençlere “hadi evlenin, bir yuva kurun” demek o kadar değil… Elbette “Evlenen ile ev yapana Allah yardım eder!” Ancak bu kadar ağır yükün altında o yuvanın devamını sağlamak da çok kolay değil. Bu sebeple evliliklerin artık ne kadarı bilmiyorum ama pek çoğu sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. Çünkü bu kadar ağır borç yükü ile yuva kuran çiftlerin arasındaki geçim meselesi bir süre sonra gerilim konusu olmaya başlıyor. Hemen iki genç anlaşıp birbirini sevince artık “iki gönül bir olunca samanlık seyran olurmuş” olmaktan çıkmış durumda. Çünkü geçim meselesi yüzünden gençler hayata 1-0 geriden başlıyor. Dolayısıyla yuvalar daha yapılmadan yıkılmaya başlıyor. Böyle olunca da gençler önlerindeki gerçekleri görerek evlenmekten, yuva kurmaktan her zaman bir adım geri duruyorlar. Sadece sevginin artık karın doyurmadığına, elektrik, su, doğalgaz parasını ödemeye yetmediğini, mutfak masraflarını karşılamadığını onlar da görüyor.

İşte tam bu noktada doğal olarak Türkiye nüfusunun yaşlanması, nüfus artış hızının düşmesi de kaçınılmaz hale geliyor. Çözüm ne diye soracak olursanız, çok basit. Çözüm ekonomik verilerin bir an önce dengeye oturması gelir-gider dengesinin kurulduğu normal yaşam şartlarının oluşturulmasından geçiyor…