Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı. “Nasıl kaldı, neden kaldı?” gibi soruların anlamsızlaştığı gerçeğini göremeyenler “milletin iradesi” karşısında saçma sapan değerlendirmelere devam ediyorlar. Sonuçta milletin dediği olur, “milletin kararı başım gözüm üstüne” diyebilme olgunluğunu göstermesi gerekenler de ne yazık ki anlamsız tartışmalarını sürdürüyorlar.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalmasından sonra da, bazıları hızını alamayıp seçim kampanyası boyunca kullanılan çirkin, yıpratıcı ve ayrıştırıcı dili kullanmaktan vazgeçmiyorlar. Örneğin bir “Hizbullah, PKK-HDP yarıştırmasıdır” gidiyor. Birbirlerinden farkı olmayan terör örgütleriyle birbirini yaftalayan taraflar ve özellikle candaş ve yandaş sınıfına girenler, “tencere dibin kara-seninki benden kara” diyerek insanların kafasını karıştırmaya, karşı tarafı itham ederek kendi tarafını konsolide etmeye devam etmek istiyorlar. Gerçekten “kabak tadı” verdi. “Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış” iş artık buna döndü. Taraflar durmadan eski defterlerdeki notlarına bakıp “sen şununla beraberdin, ben bununla beraberdim” hikayeleri anlatıyorlar.

Doğrusu; PKK’da uzantıları da, Hizbullah’ta uzantıları da nasıl tarif ederseniz ediniz terörle birlikte anılıyor, hatırlanıyor ve biliniyor. Gerçekte sadece bu.

Ancak yukarıda tartışılan ve bunun üzerinden siyasal rant elde etmek isteyenlere sormak gerekiyor. Bu tartışmalar; “peynirin, tereyağının, ekmeğin, soğanın, patatesin fiyatını düşürüyor mu?” Enflasyonu geriletiyor mu? İnsanımızın sofrasını zenginleştiriyor mu? Çiftçiye mazot, nakliyeciye yakıt ve nihayetinde insanımızın ekmeğine katık oluyor mu?

Elbette ülkenin “varlık ve beka davası” her türlü ekonomik ve sosyal kazancın üzerindedir. Ancak Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin karşı karşıya olduğu tehdit ve tehlikeler bugün değil, biz bu topraklara geldiğimiz günden beri var. Bu ülkeyi yönetmeye talip olan her kim ise bu tehdit ve tehlikeler karşısında tedbir almak zorunda. Ancak bugün için yaşamsal ihtiyaçlar insanımızın “varlık ve beka” meselesini görmesinin önündeki en büyük engeldir. Yine tekrar etmekte fayda var, lafla değil ama gerçek şudur ki “söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” diyen hem Cumhur İttifakına, hem de Millet İttifakına oy veren milyonlar var bu ülkede. Sadece Şubat ayının başında yaşadığımız asrın felaketi milletimizin dayanışma- tehlike ve tehditler karşısında- birlik olma ferasetinin en güzel göstergesidir.

Hatırlayınız “Z kuşağını ne zannediyorsunuz?” yazısını. Herkesin “a sosyal, a politik, sorumsuz ve duyarsız” diye nitelediği “Z kuşağı” yaşadığımız asrın felaketinden sonra yemeden, içmeden, hiçbir çağrıya ihtiyaç duymadan gönüllülük esasıyla nerede ise günlerce uykusuz kalarak yardıma koşmadı mı? 6 Şubat’ta meydana gelen “asrın felaketi” nde yaşananlar tam anlamıyla “var oluş, yok oluş” mücadelesiydi. O gün nasıl kimse kimseye “partisini, ittifakını” sormadan yardıma koştuysa, ihtiyaç anında yine aynı dayanışmayı gösterebileceklerinden şahsen benim zerre kadar şüphem yok.

Bu sebeple diyorum ki artık şu “kabak tadı veren” tartışmalar yerine bu ülkede neler yapacaksınız, hangi sorunu nasıl çözeceksiniz konusuna, yani hayatın gerçeklerine geliniz. Kamu işçisinin, memurun, esnafın, çiftçinin, ev hanımlarının, emeklilerin, gariplerin, yoksulların ve burada sayamadığımız gurupların sorunlarını nasıl çözeceksiniz buna gelin. Özetle “sadede gelin!” Artık kirli ve kirletilmiş siyasi anlayışlar yerine ülkenin ve çocuklarımızın geleceği adına hep birlikte neler yapmamız gerektiğini tartışalım, konuşalım, anlatalım. Ve farklılıklarımız zenginliğimiz olarak kabul edelim.