Geçtiğimiz günlerde ülkemizin köklü üniversitelerinden Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencileri ile Dr. Öğretim Üyesi Seçil Banar hocamızın dersinde bir araya gelmiştik. Güzel ve keyifli bir deneyim olmuştu. Ben de ikinci üniversite diplomamı Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümünden almıştım. Anadolu Üniversitesi; öğrencileri, mezunları, bulunduğu canlı kampüs hayatı ile şehrimizin sadece eğitim alanında değil, kültürel ve sosyal yaşamındaki en önemli değerlerinden biri.

İlklerden oluşan bir dizi enstitü ve merkez ise üniversitenin topluma açılan ve insan hayatına dokunan bir başka yüzü. Dil ve Konuşma Bozuklukları Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezi (DİLKOM), Türkiye’de ilk ve tek Engelliler Araştırma Merkezi, Üstün Yetenekliler Eğitimi, Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜYEP), İşitme Engelli Çocuklar Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezi (İÇEM) müdürleri ile gazeteniz ve haber siteniz 2Eylül’de yaptığımız röportajlardan da anlaşılacağı üzere yıllardır sadece öğrencilerine değil, tüm Eskişehir’e ve ülkemize dokunan çalışmalar yapılıyor.

DİLKOM’un yıllardır sürdürdüğü dil ve konuşma terapisi çalışmaları ise pek çok kişinin hayatında kalıcı bir fark oluşturuyor. ÜYEP, üstün yetenekli çocuklar için bilim temelli eğitim sağlayarak ailelere yeni ufuklar açarken; İÇEM ve Engelliler Araştırma enstitüsü engelli bireylerin eğitimi, rehabilitasyonu ve toplumsal yaşama katılımı konusunda ülkenin sayılı uzmanlık merkezleri arasında yer alıyor. Bu merkezlerin her biri, bir üniversitenin topluma dokunduğunda neler başarabileceğinin en güçlü göstergesi.

Tabii Anadolu Üniversitesi’nin etkisi yalnızca bununla sınırlı değil. Milyonlarca öğrenciyi kapsayan Açıköğretim Fakültesi, Türkiye’nin eğitim tarihinde çığır açmış bir model olmayı sürdürüyor. Eğitimde fırsat eşitliğinin önünü açan bu sistem, her yaştan insana hiçbir ayrım gözetmeden herkese yükseköğretim imkanı sunuyor. Dünyada benzeri zor bulunan böyle büyük bir yapıyı yıllarca başarıyla yönetmekse, başlı başına büyük bir vizyonun sonucu değil mi?

Ayrıca şu gerçek de unutulmamalı: Bugün Eskişehir’in üç büyük üniversiteye sahip bir şehir olmasını sağlayan akademik mirasın temeli Anadolu Üniversitesi’nde atıldı. Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi Anadolu Üniversitesi’nin bünyesinden çıkarak büyüdü ve kendi kimliklerini oluşturdu. Tüm bu tabloya geçtiğimiz günlerde “Her Öğrenci Bir Fidan Projesi” ile kurulan çok anlamlı Yunus Emre Ormanı ilave oldu. İlk fidanların toprakla buluştuğu törende Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in yaptığı konuşma, projenin ruhunu net bir şekilde ortaya koyuyordu: “Bütün öğrencilerimiz gelecek, buraya bir fidan dikecek. Ve bundan sonra hepsi ‘Ben Eskişehirliyim’ diyebilecek. ”

Netice itibariyle; bu üniversite büyüdükçe şehir de büyüyor; kök saldıkça şehir de güçleniyor. Ve görüyoruz ki önceki rektörlerin çalışmaları üzerine yeni rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel ile sadece eğitim veren bir kurum olmaktan öte; Eskişehir’in toprağına her gün yeni bir fidan, öğrencilerine ve vatandaşlarına yeni bir umut veren bir üniversite olarak Anadolu Üniversitesi şehrimizin önemli bir değeridir.