Türkiye uzun zamandır ekonomik sıkıntılarla, hayat pahalılığıyla, işsizlikle ve giderek ağırlaşan geçim şartlarıyla mücadele ediyor. Emekli ay sonunu getiremiyor, asgari ücretli her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor, gençler gelecek kaygısıyla yaşıyor. Vatandaşın beklentisi ise çok net; sorunları konuşan değil, sorunlara çözüm üreten bir siyaset.

Ancak gelin görün ki son aylarda Türkiye’nin en büyük muhalefet partisi CHP, vatandaşın derdi yerine kendi iç tartışmalarıyla gündeme geliyor. Kurultay süreci, mahkeme kararları, parti içi hesaplaşmalar ve liderlik tartışmaları derken parti adeta bir kördüğüme dönüşmüş durumda.

Aslında mesele sadece CHP'nin meselesi değil. Çünkü güçlü bir demokrasi için güçlü bir iktidar kadar güçlü bir muhalefete de ihtiyaç vardır. Muhalefetin kendi içine kapanması, enerjisini iç mücadelelere harcaması en çok iktidarın işine yarar. Olan ise sorunlarına çözüm bekleyen vatandaşa olur.

Bugün sokaktaki insan CHP'deki hangi grubun kazanacağını değil, emeklinin maaşının nasıl artacağını merak ediyor. Çiftçi ürününü kaça satacağını düşünüyor. Esnaf dükkânını açık tutabilmenin hesabını yapıyor. Üniversite mezunu gençler iş bulup bulamayacağını sorguluyor.

Böylesine ağır bir gündem varken CHP'nin kendi iç hesaplaşmalarına gömülmesi, seçmende de ciddi bir hayal kırıklığı oluşturuyor. Çünkü milyonlarca insan muhalefetten alternatif üretmesini, çözüm sunmasını ve iktidara karşı güçlü bir denetim mekanizması oluşturmasını bekliyor. İktidarında kaynayan kazanın altına attığı odunu görmezden gelmek mümkün değil. Denge denetim mekanizmalarının ve şeffaf yönetim anlayışının işlevsiz hale geldiği yeni düzeninin iktidarının sürdürülmesinin hedeflendiği yeni Ortadoğu siyasetinin yeni versiyonu ile dayatılan düzenin kilometre taşlarının döşendiğini görmemek mümkün mü? Bugün ortaya çıkan tablonun zaten çatışmaya müsait ana muhalefet içerisindeki sinir uçlarına dokunmanın maliyeti aslında yıllardır milli irade diyenlerin işlerine geldiğinde bundan hiç söz etmemesi kabul edilebilir bir durum da değildir.

Neyse konumuz bu değil. Bugün CHP üzerindeki operasyonların ortaya çıkardığı bir gerçek var. O da yaşadıklarımızın kayıtsız şartsız hakimiyetin sahibi vatandaşın elindeki en büyük gücü olan irade beyanı oylarının yargı vesayetine teslim edilip edilmeyeceği meselesidir.

Bu çerçeveden baktığımızda, CHP’deki kördüğümü kim çözecek? Mahkemeler mi? Parti yöneticileri mi? Eski genel başkanlar mı? Yoksa delegeler mi?

Aslında cevabı çok karmaşık değil. Bu düğümü çözecek olan yine CHP'nin kendi iradesi ve tabanıdır. Çünkü hiçbir siyasi parti sürekli olarak iç tartışmalarla ayakta kalamaz. Bir noktadan sonra ya ortak akıl devreye girer ya da seçmen sandıkta kendi kararını verir. Siyasette boşluk kabul etmez. Vatandaşın sorunlarından uzaklaşan, kendi gündemine hapsolan her yapı zamanla toplumdaki karşılığını kaybetmeye başlar. CHP'nin önündeki en büyük sınav da tam olarak budur. Parti içindeki mücadeleyi mi büyütecek, yoksa Türkiye'nin sorunlarına odaklanarak yeniden umut olmayı mı başaracak?

Bugün milyonlarca seçmenin beklediği cevap da budur. Çünkü vatandaş artık kimin haklı, kimin haksız olduğunu tartışmıyor. Vatandaş, "Benim derdimi kim çözecek?" diye soruyor.