Bizim kuşak iyi bilir… Gazete haberlerinden, kulaktan kulağa anlatılan şehir efsanelerinden tanıdığımız meşhur dolandırıcı Sülün Osman’ı. Kimi zaman Galata Kulesi’ni sattığı anlatılırdı, kimi zaman tramvayı ya da tarihi eserleri... Anlatılanların ne kadarı gerçekti bilinmez ama bir gerçek vardı ki, Sülün Osman tek başına bir "fenomen" olmuştu. Bugün ise dolandırıcılığın ne sembol bir ismi var ne de tek bir yöntemi… Yakın geçmişte, dönemin başbakanını bile dolandıracak kadar cüretkâr olan Parsadan uzun süre hafızalarda yer etmişti. Ama sonrasında adeta baraj kapakları açıldı. Artık öyle bir noktaya geldik ki, dolandırıcılığın adı değişiyor, yöntemi değişiyor, teknolojisi değişiyor ama amacı hiç değişmiyor: İnsanların güvenini sömürmek. Aslında dolandırıcılık da bir anlamda zekâ işi… Keşke bu zekâ, bu planlama kabiliyeti ve bu organizasyon becerisi üretimde, bilimde, girişimcilikte ya da topluma fayda sağlayacak alanlarda kullanılsa. O zaman belki bugün bambaşka başarı hikâyeleri konuşuyor olurduk.
Son yıllarda özellikle telefonla başlayan dolandırıcılık hikâyelerinin ardı arkası kesilmiyor. Kendisini polis, savcı, asker, banka görevlisi ya da kamu kurumu çalışanı olarak tanıtanlar... Yapay zekâ ile üretilmiş ses kayıtları kullananlar... Sahte internet siteleri hazırlayanlar... Bir mesajla, bir bağlantıyla insanların yıllarca biriktirdiği emeği birkaç dakika içinde ellerinden alanlar... Üstelik mesele artık yalnızca sokaktaki vatandaşı kandırmakla da sınırlı değil. Çalıştığı kurumun kasasını boşaltanlar, bankalarda görev yaparken müşterilerinin hesaplarını kendi hesaplarına aktaranlar, milyonlarca lirayı yurt dışına kaçıranlar… Kimileri kaçmayı başarıyor, kimileri ise uçağa binmeye hazırlanırken yakayı ele veriyor. Her geçen gün haber bültenlerine yeni bir örnek ekleniyor.
Merhum Köroğlu'nun, "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu." sözü bugün farklı bir anlam kazanmış durumda. Tüfeğin yerini teknoloji aldı. Dijital dünya hayatı kolaylaştırırken suç dünyasına da yeni kapılar açtı. Eskiden kalabalık içinde yankesiciden korkulurdu, bugün ise cebimizde taşıdığımız telefon en büyük risklerden biri hâline geldi. Evinizden çıkmadan, kapınızı açmadan, hatta karşınızdaki kişiyi hiç görmeden dolandırılabiliyorsunuz.
Üstelik dolandırıcılar da boş durmuyor. Güvenlik güçleri bir yöntemi çözüyor, onlar ertesi gün yenisini geliştiriyor. Bugün yatırım vaadi, yarın kripto para, ertesi gün sosyal medya hesabı, sonra sahte e-Devlet bildirimi… Adeta suç dünyasının Ar-Ge merkezleri çalışıyor. Her gün yeni bir senaryo, her gün yeni bir tuzak hazırlanıyor. Güvenlik güçleri artık son yıllarda belki de sıradan asayiş olaylarından daha fazla dolandırıcılık dosyalarıyla uğraşıyor. Savcılıklar, emniyet birimleri ve mahkemeler bu suç türüyle adeta sürekli bir mücadele içinde.
Fakat burada asıl üzerinde durmamız gereken nokta başka. Dolandırıcıların yöntemleri kadar, bizim güvenme alışkanlığımız da değişmeli. Çünkü artık hırsız kapıyı kırarak içeri girmiyor; telefon ediyor, mesaj atıyor, e-posta gönderiyor ya da sosyal medya üzerinden dost gibi yaklaşıyor. En büyük silahı ise teknoloji değil, insanın duyguları… Korku, telaş, açgözlülük, merhamet ve güven… Belki de bu yüzden bugün "Sülün Osman" deyince yüzümüzde hafif bir tebessüm oluşuyor. Ama günümüz dolandırıcılarını düşündüğümüzde gülümsemek yerine endişeleniyoruz. Çünkü artık karşımızda tek bir Sülün Osman yok. Teknolojiyi kullanan, örgütlü çalışan, sınır tanımayan ve her gün kendini yenileyen binlerce "Sülün Osman torunu" var.
Anlaşılan o ki, dijital çağ sadece hayatı kolaylaştırmadı; dolandırıcılığı da çağ atlattı. Bize düşen ise teknolojiyi kullanırken aklımızı da yanımızdan ayırmamak. Zira günümüzde en pahalı bedeli, çoğu zaman birkaç dakikalık dikkatsizlik ödetiyor.