İstanbul-Eskişehir arasında Yüksek Hızlı Tren seferlerinin başlangıcının üzerinden 12 yıl geçti. AK Partililer ve Ulaştırma Bakanlığı, başlangıç nedeniyle açıklamalar yaptılar. İnsanın aklına Eskişehir-Ankara arasında Yüksek Hızlı Tren seferleri başladığında o dönemde yaşanan heyecan aklıma geldi. Seçim arifesindeydi. Yüksek Hızlı Tren seferlerinin yerel seçim sonuçlarını etkilememesi için de, ‘Şehir görmeye hızı gelecekler’ sloganı üretildi. Demiryolları tarihi hem ülkemiz, hem da dünyanın siyasi ve ekonomik tarihinde özel yer tutar. Cumhuriyet'in ilk yıllarında demiryolları yalnızca bir ulaşım yatırımı olarak görülmedi. Demiryolu, bağımsızlığın, sanayileşmenin ve milli ekonominin omurgası kabul edildi. Genç Cumhuriyet, yabancı şirketlerin işlettiği hatları millileştirirken aynı zamanda Anadolu'yu demir ağlarla birbirine bağladı. Çünkü biliyordu ki demiryolunun ulaşmadığı yerde ne sanayi gelişebilir ne de kalkınma kalıcı olabilir. TCDD’nin ilk genel müdürü Behiç Erkin’in mezarı bunun için Eskişehir’deki tren istasyonundadır.
ATÖLYE İLE BAŞLADI
Eskişehir, bu büyük kalkınma hamlesinin en önemli merkezlerinden biri oldu. Cer Atölyesi ile başlayan yolculuk, yıllar içinde lokomotif ve vagon üretimine uzandı. TÜLOMSAŞ, yalnızca Eskişehir'in değil, Türkiye'nin sanayi tarihinde bir okul görevi gördü. Binlerce mühendis, teknisyen ve işçi burada yetişti; yerli üretim kültürü burada kök saldı. Bugün bu birikim, TÜRASAŞ çatısı altında Türkiye'nin raylı sistemler alanındaki en önemli gücünü oluşturmaktadır.
YENİ HALKA
Yüksek Hızlı Tren'in Eskişehir'e ulaşması, bu tarihsel mirasın üzerine yeni bir halka ekledi. Ankara ile İstanbul arasında stratejik bir kavşak haline gelen kent, artık sadece yolcu değil, bilgi, yatırım, teknoloji ve nitelikli insan hareketini de taşımaktadır. Turizm canlandı, üniversitelerin bilimsel iş birlikleri arttı, sanayi kuruluşlarının rekabet gücü yükseldi. Eskişehir'in Türkiye ekonomisindeki ağırlığı daha da belirgin hale geldi. Ancak meseleye yalnızca turizm veya ulaşım kolaylığı açısından bakmak eksik olur. Asıl önemli olan, Yüksek Hızlı Tren'in devletin planlı yatırımlarının toplumsal refah üretebildiğini göstermesidir. Ulaştırma altyapısı, üretim ekonomisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Güçlü sanayi ile güçlü ulaşım birbirinden ayrı düşünülemez.
YERLİ İMKÂNLAR ARTMALIDIR
Bugün Türkiye'nin önünde yeni bir görev bulunmaktadır. Yüksek Hızlı Tren hatlarının yaygınlaştırılması kadar, bu trenlerin teknolojisinin de tamamen yerli imkânlarla geliştirilmesi stratejik bir hedeftir. Motorundan sinyalizasyonuna, yazılımından vagonuna kadar her aşamada milli mühendislik gücünün devreye girmesi, ekonomik bağımsızlığın da gereğidir.
Bu noktada Eskişehir'in rolü daha da büyümektedir. TÜRASAŞ'ın üretim kapasitesi artırılmalı, raylı sistemler kümelenmesi desteklenmeli, üniversiteler ile sanayi arasındaki iş birliği derinleştirilmelidir. Eskişehir Teknik Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nin bilgi birikimi, üretimle daha güçlü biçimde buluşturulmalıdır. Raylı sistemler alanında uzman mühendis yetiştiren, Ar-Ge yapan ve ihracat gerçekleştiren bir Eskişehir, yalnızca kentin değil Türkiye'nin de kazanımı olacaktır.
SADECE YOLCU DEĞİL
Demiryolları konusunda bir başka stratejik başlık da yük taşımacılığıdır. Türkiye, üretim ve ihracat hedeflerine ulaşmak istiyorsa demiryollarını limanlara, organize sanayi bölgelerine ve lojistik merkezlerine daha güçlü bağlamak zorundadır. Karayoluna aşırı bağımlılık hem maliyetleri artırmakta hem de dışa bağımlılığı büyütmektedir. Demiryolu ise daha ekonomik, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir çözümdür.
Eskişehir, bugün hızlı tren sayesinde Türkiye'nin merkezine daha da yaklaşmıştır. Hedef; yüksek hızlı tren teknolojisini geliştiren, üreten ve dünyaya ihraç eden bir sanayi üssü olmaktır. Bunun yolu ise üretim ekonomisini esas alan, planlamayı önceleyen ve kamu öncülüğünü stratejik sektörlerde kararlılıkla sürdüren bir kalkınma anlayışından geçmektedir. Güçlü demiryolu, güçlü sanayi demektir; güçlü sanayi ise tam bağımsız ve güçlü Türkiye'nin temelidir.