Yukarıdaki başlık bana ait değil. Hürriyetçi Eğitim Sendikası onursal üyesi emekli öğretmenlerin düzenlediği basın toplantısından çıkan bir cümle. Emekli bir eğitimci Gürani Can’ın yaptığı değerlendirmeler dikkatimi çekti. Son yıllarda tartışılan eğitimin kalitesi, niceliği ve niteliği üzerine bana göre çok çarpıcı bir değerlendirme yapmış. Sayın Can geçmişe atıf yaparak deneyimli bir eğitimci olarak diyor ki, “Eğitimin yapboz tahtasına döndürülmesi bugünkü tablonun hazırlanmasında en baş etkendir.” Haksız da değil… Ezberci öğrenmeye uzak ve öğretmenin merkezinden uzaklaştırıldığı eğitim sisteminin en acı sonuçlarının alındığı bir dönemden geçiyoruz.
Bugün bizim kuşağın sohbetlerinde insanların ilkokul yıllarını anlatırken gözlerindeki ışığı fark edersiniz. Aradan yarım asırdan fazla zaman geçmesine rağmen öğretmenlerinin isimlerini unutmazlar. Yaramazlık yaptıklarında ya da derslerini ihmal ettiklerinde öğretmenleri tarafından kendilerine verilen cezaları, kulaklarının çekilmesini ve cetvelle yedikleri o minik dayakları bile bambaşka bir keyifle ve o günlere duydukları özlemle anlatırlar. Çarpım tablosunu ezbere bilirler. Dört işlemi rahatlıkla yaparlar. Yazıları okunaklıdır. En önemlisi de aldıkları eğitimin kendilerine hayatta rehberlik ettiğini gururla söylerler. Dikkat edin öğretim değil eğitim.. Anne- babalarından daha fazla saygı duydukları öğretmenlerini rahmetle ve minnetle anarlar. O yıllarda bugünkü imkânlar var mıydı? Hayır.
Akıllı tahtalar yoktu. Tabletler, bilgisayarlar, dijital eğitim platformları yoktu. Ders materyalleri bugünkü kadar zengin değildi. Okulların fiziki şartları da çoğu zaman oldukça sınırlıydı. Ancak bütün bu eksikliklere rağmen güçlü bir eğitim vardı. Çünkü eğitimin merkezinde öğretmen vardı.
Öğretmenin sözüne değer verilir, mesleğine saygı duyulur, öğrencilerin temel bilgi ve becerileri kazanması öncelik kabul edilirdi. Disiplin, sorumluluk, çalışma alışkanlığı ve öğrenme isteği eğitim sisteminin vazgeçilmez parçalarıydı. Elbette geçmişi kusursuz göstermek doğru değildir. Her dönemin kendine has şartlarından kaynaklanan eksikleri ve sorunları vardır. Ancak geçmişin başarılı yönlerini görmezden gelmek de geleceğe karşı büyük bir haksızlık olur.
Bugün teknolojik imkânlar tarihimizin belki de en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Buna rağmen eğitimde istenilen noktaya geldiğimizi söylemekte zorlanıyoruz. Sürekli değişen sistemler, sık sık yenilenen sınav modelleri, fırsat eşitsizlikleri, öğretmenlerin yaşadığı sorunlar ve altyapı eksiklikleri eğitimde istikrarı zedeliyor.
Eğitim, kısa vadeli hedeflerin veya günübirlik politikaların konusu olamayacak kadar hayati bir meseledir. Çünkü eğitimde yapılan bir hata, yalnızca bugünü değil gelecek nesilleri de etkiler. Kaybedilen yılların telafisi ise çoğu zaman mümkün olmaz. Bu nedenle artık eğitime siyasi tartışmaların ötesinde, bir devlet politikası olarak bakmak zorundayız. Bilimsel, çağdaş, fırsat eşitliğini esas alan ve öğretmeni merkeze koyan bir eğitim anlayışı, ülkemizin geleceği için en büyük güvencedir.
Unutmayalım; güçlü ekonomi, güçlü demokrasi, güçlü sanayi ve güçlü toplum ancak iyi yetişmiş nesillerle mümkündür. İyi yetişmiş nesiller ise ancak nitelikli eğitimle yetişir. Kısacası mesele yalnızca okul meselesi değildir. Mesele, ülkenin yarınları meselesidir. Ve güçlü Türkiye’nin yolu, her şeyden önce güçlü eğitimden geçmektedir.