Yukarıdaki cümle bana ait değil. Yıllar önce okuduğum ve hayat dersi niteliğindeki bir hikayenin son cümlesi… Burada o hikayeyi nakledecek olsam sütunlarım yetmez… Nereden mi aklıma geldi? Anlatayım CHP’de yaşanan “Mutlak Butlan” sürecinin sonunda geldiğimiz noktayı düşünürken insanın kaderi değiştirme konusundaki çabaları “kaderin ellerimizle yazıldığı” gerçeğini fark etmesiyle ilgili yaşananları ancak böyle özetleyebilirdim.
Özgür Özel ve yönetiminin üzerinde nerede ise 1 yıldan fazla süredir sallanan ”Mutlak Butlan” kılıcının sonuçlarına bakıyorum. Mahkeme kararı ile eskiye dönen CHP’de Kılıçdaroğlu ve çevresindekilerin yönetim anlayışını görünce “Özgür Özel ve ekibinin kaçınılmaz sona doğru” ilerlediğini görmezden gelmek olmaz. Diğer taraftan bazı çevrelerin de süreci hızlandırmak için kamuoyu araştırması adı altında gaz verdiklerini de görmezden gelmek mümkün değil. Hani kamuoyu araştırması yapılmış da, “Yeni kurulacak parti yüzde 37 oy alıyormuş da…” Bütün bunlar ana muhalefet partisi üzerindeki operasyonların henüz bitmediğini gösteriyor. İktidara sorarsanız “Şikayet eden CHP’li, şikayet edilen CHP’li bizim bu işlerle alakamız yok” dediğine şahit oluyoruz. Bu sözlere dışarıdan bakan biri olarak sadece tebessüm edilebilir.
Soğanı, patatesi, patlıcanı, domatesi, biberi unuttuk, ekmeği askıda bıraktık,emekli maaşları ve asgari ücret konusu gündemimizden düştü hep birlikte butlan çukurunda debeleniyoruz.. TVlere bakıyorum bir tanesinde ülkenin can yakan sorunları ile ilgili tek kelime konuşan yok. En candaşından, en yandaşına kadar haber tartışma programlarının ana konusu “Butlan Geyiği!” Peki, bütün bu geyikler iktidara bir kazanım sağlıyor mu dersiniz? Kaybettiriyor ama kimin umurunda? Önemli olan rakibi küçültmek ve gerçek gündemi, vatandaşın sorunlarının üstünü şalla örtüp tartışılmasına imkan vermemek olunca hepsinin keyfi yerine geliyor. Bu arada “Eskişehir Geyikleri” de satır aralarına serpiştiriliyor. Kim KK’den yana kim Özgür Özel’den yana.. Neresinden bakarsanız bakın herkesin özellikle mevzuyu derinden(!) derinden(!) araştıranların da vatandaşla ve onların sorunları ile ilgili bir çift lafı yok…
Sadece ekonomiyi değil, geleceğimizi, birliğimizi, bütünlüğümüzü sarsacak gelişmelere hep birlikte çanak tutuyor ve günü kurtarmayı kâr sayıyoruz. Hem ülkemizin hem de şehrimizin onlarca çözüm bekleyen sorunu varken çay ocağı muhabbetlerinin bile tam ortasına oturan “Butlan” tartışmaları ile magazinsel bir gelecek tasarlıyoruz. Adamın cebinde çay içecek parası yok, evine ekmek götürecek güçten mahrum ama magazinsel tartışmalara kitabın ortasından katılmayı tercih ediyor.
Sahi ne demiştik? “Güneşe yazı yazılmaz, yazılan yazı bozulmaz!” Galiba bazıları kendi kaderlerinin yazıldığını unutuyorlar ya da kendi gelecekleri ile ilgili bir beklenti içinde değiller ve “böyle gelmiş böyle gider “ diyerek “Akıntıya karşı kürek çekmekten” vazgeçiyorlar…
Yukarıdan aşağı yazdıklarımı okuyanların bazılarının “Sen ne demek istiyorsun, buraya kadar yazdıklarınla neyi anlatıyorsun?” sorularını yönelttiklerini hissediyorum. Söylemek istediğim şey şu; daha önce Türk siyasetinde yaşanan ötekileştirmelerin bugün farklı bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Siyasi hayatı tanzim etmek isteyenlerin yine aparatları çok güçlü ve kendilerinin karşısına dikilenleri kaçınılmaz sona doğru zorlayarak, tüm kaçış kapılarını da kapatıyorlar.