Türkiye'de bazı kesimler vardır ki, onları en çok seçim meydanlarında görürsünüz. Siyasi partilerin vaatlerinde, miting kürsülerinde, televizyon ekranlarında sık sık adları geçer. Ancak seçim sandığı kapanıp meydanlar boşaldığında yine sessizliğe terk edilirler. İşte emekliler de yıllardır bu tablonun en belirgin aktörlerinden biri.

Bugün milyonlarca emekli, açlık sınırının altında kalan maaşlarla hayat mücadelesi veriyor. Market raflarına bakarken iki kez düşünmek zorunda kalıyor, pazarda filesini dolduramadan evine dönüyor. Elektrik, doğalgaz, kira ve sağlık giderleri karşısında her geçen gün biraz daha güç kaybediyor. Buna rağmen iktidarın çözüm olarak sunduğu tablo değişmiyor. Kapsamlı ve kalıcı bir emeklilik reformu yerine, altı ayda bir yapılan maaş güncellemeleriyle sorunların üzeri örtülmeye çalışılıyor. Şimdi yine en düşük emekli aylığının yasa ile artırılması gündemde. Beklenti, artışın altı aylık enflasyon oranında gerçekleşmesi yönünde.

Zaten emeklinin, dul ve yetimlerinin içinde bulunduğu şartları AK Parti Grup Başkan vekili Özlem Zengin’de şöyle itiraf ediyor: "Biz emeklileri en fazla düşünen partiyiz. En çok oy aldığımız kitle bu ülkede garibanlar, haklarını bize helal etsinler." Bu sözün üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen hala emeklilerin haklarını helal etmesi için somut bir adım atılmış değil. Çünkü iktidarın önceliği ne emekliler ne asgari ücretliler. İktidarın önceliği belediye operasyonları ve ana muhalefet partisi ile ilgili olarak verilen “mutlak butlan” karanının tartışıldığı siyasi gündem ile milyonların sıkıntılarının üzerine bir şal örtmek.

Emeklilere artık geçici pansumanlar değil, gerçek çözümler istiyor. Siyasilerden ve özellikle iktidardan her defasında lütufla verilen haklar değil, yasalara ve hukukun gerektirdiği şartlara uygun düzenlemeler bekliyor. En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılmasını, yıllar boyunca prim ödeyenler arasındaki maaş adaletsizliğinin giderilmesini ve insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzenlemesinin yapılmasını talep ediyorlar. Çünkü sorun sadece maaşın rakamsal büyüklüğü değil. Sorun, hayat pahalılığının maaş artışlarından daha hızlı koşmasıdır. Sorun, her gün küçülen ekmek, azalan alım gücü ve geleceğe dair kaybolan umutlardır. Yüksek enflasyonun gölgesinde yaşayan emekliler, artık verilen zamların cebine girmeden eridiğini görüyor. Bir taraftan temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken diğer taraftan yıllarca çalışıp ürettikleri ülkenin kendilerine sunduğu yaşam standardını sorguluyor.

Ne yazık ki yıllardır aynı kısır döngü devam ediyor. Seçim yaklaşınca hatırlanan, seçim geçince unutulan milyonlar... Her düzenlemede "Bu kez farklı olacak" diye umutlanan, ardından yeniden hayal kırıklığı yaşayan insanlar...

Belki de asıl soru şu: Bir ülkenin geçmişine emek veren insanlar, neden geleceğe dair umutlarını sürekli ertelemek zorunda kalıyor? Milyonlarca emekli bugün yine aynı beklenti içinde. Ancak artık beklentileri birkaç yüz liralık artışlar değil; insanca yaşama hakkının teslim edilmesi. Çünkü seçimden seçime hatırlanmak, yıllarca çalışıp alın teri döken insanların kaderi olmamalı.

Unutmayın; emekliler sadece seçim dönemlerinde oy kullanan vatandaşlar değil, bu ülkenin hafızası, emeği ve vicdanıdır.