Şöyle bir soru sormuştuk; “Eskişehir’e kar ne zaman yağacak?” Cevabını da meteoroloji uzmanları vermişti. Yılbaşına yakın zamanda şöyle bir esti geçti. Yerde bir gün tutunamayan hafif bir turladı, birkaç kez yerleri kısa bir süreliğine beyaza boyadı hepsi o kadar. Zemheri’nin soğuklarını birkaç gün hissettik hepsi o kadar… Bütün bunlar özellikle dar ve sabit gelirli kesimleri memnun etmese bile rahatsız da etmedi… Kış mevsimini son 5-6 yıldır doyasıya yaşadığımızı ben hatırlamıyorum. Halbuki her mevsimin güzelliği kendisine göre.
Kış kışlığını yapacak ki ürünler boy verecek, tane verecek. Eskişehir’in verimli tarım alanları suya doyacak, cefasını çektiğimiz bugünlerin aksine yazın sefasını sürme hakkımız olacak. Şöyle bir halk deyimi var, “Bağda izin olsun, yemeye yüzün olsun!” tam da bu noktadayız. Yetersiz yağışlar ne yazık ki Eskişehir’in geniş ovalarındaki üretimi de olumsuz etkiliyor. Buğdaylar bodur başak vermiyor, ürünler tarlada kalıyor ve sonuçta bütün bunlar bizim gıdaya erimişimiz konusunda daha fazla bedel ödememizi gerektiriyor.
Bir taraftan hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi hepimizi rahatlatıyor gibi görünse de iş dönüp dolaşıp yeni hepimizin cebine dokunuyor. Yaz ayları yaklaşırken yağışsız günlerde hep birlikte yağmur dualarına çıkıyoruz. Sebep ve talep ne? “Bir damla su!” Atalarımız suya “Ab-ı hayat” adını vermişler. Su olunca kırlar yeşillenir, tohumlar çimlenir, insanların yürekleri kıpır kıpır olur, havamız temizlenir, meyvelerimiz sebzelerimiz ürün verir… Suyunu alan çiçekler bir başka açar, şenlendirir, kuşlar bile bir başka öter, kelebekler rengarenk uçuşur, gözümüzün pası silinir.
Bir zamanlar, “Avrupa’nın sebze ve meyve bahçesi” olarak adlandırılan ülkemizin uçsuz bucaksız vahaları, ovaları ve yaylaları son yıllarda ne yazık ki yaşanan iklim değişiklikleri sebebiyle kuraklık tehlike ve tehdidi ile karşı karşıya. Son yıllarda tüm yağış haberlerine rağmen İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük iller dahil pek çok şehrimizde barajların doluluk oranlarının S.O.S verdiğini biliyoruz. Hatta su üzerinden siyasetin polemik üretme çabası içerisinde olduğuna da tanıklık ediyoruz. Sanki belediler birileri tarafından farklı yönetiliyor da bir başkası tarafından yönetilince su sorunu olmayacakmış gibi bir algıyla hareket ediliyor.
Bazıları hatırlamayabilir ama Eskişehir’in Porsuk Havzası’nın korunması konusunda daha birkaç yıl öncesine kadar bu şehirde tartışmalar olmuştu. Görev alanı tartışmalarına, siyasi polemikler eklenmişti. Bugün eksik- fazla ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz, ama yarınlara dair de bazı planlarımız olmalı değil mi? Bütün bunları yazarken, “bak şuna yazacak bir şey bulamamış, yine “ diyenlerin olduğunu da hissediyorum. Ama şunu kimse asla unutmasın dünya tarihindeki büyük göçlerin temel sebebi kuraklıktır. Bilmeyenler göç tarihine bir baksınlar. İnsanlar hayata dair yeni umutlar için savaşmışlar, mücadele etmişler, can verip kan dökmüşler.
En azından bölgemizde dinmeyen kan ve göz yaşının iki temel sebebinden biri su havzalarının kontrol altına alınmasıdır. Bir diğeri elbette enerji kaynakları olmakla birlikte asıl sorun su kaynaklarının kontrolü ve denetimi olduğunu ben söylemiyorum, konunun uzmanları bunları haritalar ile açıklıyor, üzerinde uzun uzun yorumlar yapıyor.
İşte bu sebeple fakir fukara açısından farklı, geleceğimiz açısından daha farklı bir göze mevsim değişikliklerini değerlendirerek, “Sevinsek mi, üzülsek mi?” sorusunun cevabını ben bir türlü aklımda oturtamıyorum. Siz oturtabiliyor musunuz?